Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

ONLARIN ÇOCUKLARI

 

Şakir EROĞLU

 

12 Eylül 1980den bu yana, yirmi dokuz yıl geçti. Geçen yıllarda, basında
iki haber yayınlandı altı çizilerek. Büyük basın, pek üstünde durmadı bu
haberlerin.  Bu iki haber, dönemin sorumlularınca da hiç yalanlanmadı.12Eylül
cuntasının yaptıklarını ve perde arkasını ne güzel açıklıyordu oysa....
 
 Birinci haber:13 Eylül 1980 sabahı Amerika Başkanı, kurmaylarıyla otururken, içeri giren biri, Türkiye’de darbe olmuş başkanım der.  Odadaki herkes başkana döner, başkan yanında oturan CIA(amerikan gizli servisi)başkanına döner, CIA başkanı gülümser. Merak etmeyin, onlar bizim çocuklar der.
  Amerika yönetiminin, bizim çocuklar dediği 12 Eylül cuntası, onların
istediği her şeyi yaparlar; Türkiye’nin çocuklarını, hapishanelere doldururlar, amerikan patentli işkencelerden geçirirler. Asmayalım da besleyelim mi diyerek;17 yaşındaki çocuğu bile, Erdal Eren'i yaşını büyüterek asarlar. Erdal Eren’in suçsuz olduğu kanıtlanmıştır. Asamadıklarını işkencelerde öldürtürler. Binlerce insanı ruhen sakatlarlar işkencelerle. Amaçları halkın gözünü korkutmaktır. Bunu da başardılar.
Kimsenin gıkı bile çıkmaz yıllarca... Hala da öyle değil mi? Onların yaptırdığı anayasayla yönetilmiyor muyuz?
 
  Amerikan yönetimi ne istiyordu bizim çocuklar dediklerinden;1) Ortadoğu’da
hayata geçirmek istedikleri yeşil kuşak projesinin Türkiye’de uygulanmasını. İmam Hatipleri geliştirdiler, kuran kursları açtırdılar, din dersini zorunlu hale getirdiler. Üniversitede türban yasağı koydular. Bugünkü iktidarların alt yapılarını oluşturdular. İlerici, demokrat, sosyalist güçleri ezdiler. 2) Yunanistan’ın tekrar NATO’ya alınmasını okeylettirdiler. NATO’yu güçlendirdiler böylece. 3) Amerikan tekellerinin, yerli  ortakları, Türkiye’de kazanılan ekonomik, demokratik sendikal haklar nedeniyle, çok kazanamaz olmuşlardı. Bu nedenle 24 Ocak kararlarını aldırttılar. Bu kararların hayata geçmesi için, ancak bir cuntanın başa gelmesi gerekliydi. Çünkü ihracat
yapmaları için ucuz emek gerekliydi. Buna da sendikal mücadele engel oluyordu. Türkiye’nin aydınları emekçileri sömürüye karşı çıkıyorlardı. Demokrasi istiyorlardı. Bunlar devletin bekası açısından zararlıydı.
 
  İkinci haber: 12 Eylül öncesini ilgilendiriyordu; Balistik incelemelerde, aynı silahlardan sıkılan kurşunlarla, bir gün devrimci gençlerin oturduğu yerler taranıyordu, bir gün ülkücü gençlerin oturduğu yerler. Böylece ülke gençliği birbirine düşürülerek anarşi ortamı yaratıldı. Mezhep çatışmaları çıkartmaya çalıştılar, Kahraman Maraş olayları gibi. Üniversite gençliğini birbirine düşürerek anarşi ortamı yarattılar. Ülkesini seven, halkının mutluluğunu amaç edinen beş bin civarında genç, pırıl pırıl insan öldürüldü sokaklarda, evlerde. Böylece ortam oluştu. Darbe için gereken koşullar hazırdı. Aynı silahlardan sıkılan kurşunları, kim örgütlediyse, darbe olur olmaz şippppp diye kesildi cinayetler. 
Kenan paşa “Her gün insanlar öldürülüyordu, ben gelince durdu” deyince Demirel’in söylediği meşhur bir söz gündeme oturmuştu: Sen Antalya’da tapu memuru muydun o insanlar öldürülürken? Genel Kurmay Başkanıydı o yıllarda Kenan Evren. Ve ülkemiz kısmi olarak sıkıyönetimle yönetiliyordu. Dolaysıyla güvenlikten sorumluydu.
 
  Darbeden sonra, yirmi dokuz yıl geçti aradan. Her şey netleşti, Türkiye elli yıl geriye gitti. Onların çocukları görevlerini iyi yapmışlardı. Biri Marmaris sarayında yaşıyor, ikisi dünyanın en zengin generalleri listesinde yer alıyor, birini bilmiyorum ama rahatı epeyce yerindedir. Bu ülkenin çocukları ise işsizlikle, açlıkla,  yoksullukla uğraşıp duruyorlar. Kendi ülkesinin, kendi halkının çocukları olamayanlar onların çocukları
olur.

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

20/02/2018 Gün Ortalama:186  Bugün 2 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.167.62.170