Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

ÖZLEDİĞİM CUNDA

Saygıdeğer Papalina okurları, Cunda’dan merhaba,

Bu yazımda gelin biraz çocukluğuma, 70’li yıllara gidelim. Deniziyle, doğasıyla, havasıyla tertemiz Cunda’ya. Elektriğimiz, suyumuz yoktu. O zamanlar zordu adada yaşamak ama o kadar da güzeldi. Gaz lambaları vardı; şimdilerde antika oldu. O lamba ışığında hiç masal dinlediniz mi? Kendinizi masalın içinde hissederdiniz. En zoru su taşımaktı. Bizim mahallede yukarı kuyu vardı. Adı üstünde bayağı da tepedeydi. Tüm mahallenin suyunu bu kuyu karşılardı. Zor olmasına zordu ama çok da zevkliydi. Kuyunun başında onlarca insan, birbirini ıslatarak, şakalar yaparak hava kararana kadar o kuyunun başındaydı. İbrahim Ağa vardı rahmetli, onun da geçimi o kuyudandı. Eşekle 15- 20 liraya su taşırdı evlere.

Ya Pirin Ali Ağabey, bütün Arka Deniz ovasını ekerdi tek başına; aklınıza gelen her şeyi. Bizim en çok yüzdüğümüz yer Arka Denizdi. Yanımıza yiyecek almazdık. İlk başta Arka Denizin dutuna uğrardık. Kırmızıya boyanırdık dutun üstünde. Sonra incirlere, en son Ali Ağabeye uğrardık. Kavun, karpuz… her şey elimizin altındaydı. Keser yerdik; bize hiç kızmazdı. Hatta hoşuna bile giderdi onu ziyaret etmemiz. Akşam dönerken de o buz gibi kuyu suyunda duş yapar eve gelirdik.

Orta bahçe vardı eskiden. Yeni yoldan giderken sağda, çöken iskelenin olduğu yer. Papalina mevsimi geldiğinde bizim mahalle oradaydı. Balıkçılar akşama kadar ağ çeker; ada restoranlarının papalina ihtiyacını onlar temin ederdi. Orada ateş yanardı günlerce sönmeden. Üstünde kocaman bir teneke, seyre giden mahalleli üstünde papalina pişirir, biz denize girer, yüzer, ateşin başına gelir, beş, on tane papalina kapıp tekrar denize dalardık. Salim Dayının plajı, adanın tek plajıydı. Giriş 150 kuruştu. Tabii biz bedava girerdik. Salim Dayı bizi koşturur, biz arka taraftan tekrar girerdik. O zaman yolcu motorları oraya da yanaşır; yolcu indirirdi. Orada denize giren akşam yemeğini yemek için sahile inerdi. Hala duyar gibiyim; Bey Babanın, Balıkçı Osman’ın, Haydar Dayının; Saki Kaptanın bağırışlarını. Balıklar leğenlerin içinde capcanlı yüzerdi.

Hele Taş Kahvede sabah erkenden toplanan yaşlıların muhabbeti, birbirleriyle şaka ile karışık tartışmaları hala gözümün önünde. Allah rahmet eylesin; şimdi hiç biri yok. Rahmetli Macun Hasan, Piran Dayı (hala sağ). Adanın binlerce çuval zeytini onların sırtından inerdi fabrikalara. Şimdiki Pazar yeri binlerce zeytin çuvalı ile dolup taşardı. Ulaşım yoktu; eskiden denizden gelirdi her şey. Kiço Hasan Dayı, Ali Dayı iki kardeş, nakliyeyi onlar yapardı. Takaları ile gelen malın da dağılımını arabacı Mustafa ve Cemil Dayı üstlenirdi. Tek at arabacısı onlardı.( İki kardeş) Balıkçı motorları benzinliydi o zaman. Herkes işinde gücündeydi. Her zaman Ayvalık’a gidilmiyordu. Benzin için her balıkçı bidonunu parası ile birlikte kahveye bırakır, Koçina Mustafa Dayı bidon başına bir lira karşılığında tüm balıkçıların benzin ihtiyacını karşılardı.

Bir de o zamanlar akşam muhabbetleri vardı. Bu akşam falanca abladayız, filanca teyzedeyiz. Bütün mahalleli kapı önünde toplanır, çaylar, kurabiyeler, börekler, tadına doyulmayan muhabbetler yapılırdı. Evlerde kapılar kapanmazdı. Her evin kapısında perdeler vardı. Rüzgâr ön kapıdan girer, arka kapıdan çıkardı. O serinlikte de uyumak ayrı bir zevkti.

Değerli okurlar, o zamanlar bereket de bir başkaydı. Zeytin ağaçlarının dalları kırılmasın diye destekler koyarlardı. Milyonlarca sığırcık kuşu zeytinleri yemesin diye beş- on lira yevmiye ile adam tutulur; zeytin altında teneke çalarlardı. Pateriça’nın köyleri aylarca tayfalarla dolup taşardı. Ne muhabbetti, ne güzeldi o günler.

Taş Kahvenin içi ayrı bir güzeldi. Her penceresinde asılı bir ağ; her köşesinde üçer beşer paragat sepeti. Balıkçıların yaşadığı heyecanla av muhabbetleri, dışarıda duvarda kurutulmak için asılmış ahtapotlar. Rahmetli Hatem Mustafa Dayı, Huso Dedem kurutulmuş o mis gibi kokan ahtapotları üst üste dizer, Midilli’den gelen Yunanlılara satarlardı. Kooperatifin orası tersaneydi o zaman. O zaman ceyran yok imkan yok. Tekneler kızağa oturtulur, rahmetli İbrahim usta kahveye gelir on- on beş kişi toplar, bocurgat dedikleri koca bir tomruğa geçirilmiş bir kalasla her bir ucuna beşer altışar kişi. O bocurgatı döndürerek tekneleri karaya çekerlerdi. Yarısı çatlak bir makineyle döndürülen bir bıçkı ve elinde rendesiyle o tekneleri tamir ederlerdi.

Değerli okurlar, daha yazacak o kadar şey var ki, işte ben böyle bir Cunda’da büyüdüm. O yüzden ben o Cunda’yı çok özlüyorum. Saygılarımla.

Hasan TOSYA

Ekim 2011, Sayı 26


Share
|






papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

13/12/2017 Gün Ortalama:216  Bugün 74 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.226.34.209