Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

AKP’NİN ALEVİSİ OLMAK

 

12 Eylül referandumu ile ilgili yaptığı açıklamalarda AKP ‘’İleri Demokrasi’’diye bir kavramı açıklayarak halktan ‘EVET’ oyu istemişti. Bu talebe demokrasi özlemi ile hareket eden bazı solcu gruplar da en azından 12 Eylül faşizmi yargılanacak düşüncesiyle kerhen evet demişlerdi. Türkiye gündeminin o günü incelendiğinde “EVET “çileri de “HAYIR” cıları da haklı çıkaracak sebepler vardı. Cumhuriyet, geçmişi ile hesaplaşıp geleceği daha demokrat bir zemine oturtarak planlama isteğini dile getiriyordu. Cunta dönemleri yargılanır da karanlıkta bırakılmış bazı komplolar halka açıklanır, faillerden hesap sorulur ve bu da ileriye dönük darbe heveslilerine caydırıcı olur. Belki de 30 yıldır sürdürülen kirli savaş son bulur. Savaşın nedenleri ortadan kalkar ve toplumsal barış yaygınlaşır. Bunlar için “EVET” makul ve anlaşılır bir sonuçtur.”HAYIR” diyenlerin tezi ise Cumhuriyet idaresini elinde tutan AKP hükümetinin güvenilirliğinin tartışılır olması ve sergiledikleri siyasi tavır ile tasarılarının gerçek hayatta karşılığının olmaması idi. Geçen zaman her iki tarafı da haklı kılan sonuçlar çıkardı.

Aleviler olarak bizler ağırlıklı olarak “HAYIR”cı gruptaydık. Uluslararası sermayenin emrindeki bir zihniyetin sözü edilen “ileri demokrasi” gereklerini yerine getiremeyeceğini ve takiye yapıldığını savunuyorduk. Kısacası samimi bulmamıştık. Arkasına aldığı muazzam sermaye gücü ile AKP, basın ve yandaş kalemlerin gözü kapalı desteği ile gücünü sergilemekten geri durmayacaktı. Ve çoğunlukla haklı çıktık. Önce yargı bağımsızlığı hızla ortadan kalktı. Sonra muhalif gazeteciler halledildi. Kendilerine karşı duran herkes ve her şey Ergenekon karmaşası içinde eritildi. Söylediklerine göre yönetim toplumun her kesimi ile aralarındaki sorunları görüşerek ortadan kaldıracaktı. Bu amaçla türlü açılımlar tezgâhlandı. Kürt açılımı, Roman açılımı, Alevi açılımı, Azınlık hakları gibi konularda AKP hükümeti toplantılar, çalıştaylar(!.) düzenledi. Gelinen noktada tüm bu açılımların balon olduğu, asıl amacın AKP zihniyetinin bu gruplara dayatılması olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de yaşayan yaklaşık 20 milyon Alevi, örgütlü olduğu kurumlar aracılığı ile eşit yurttaşlık temelinde somutlaştırdığı taleplerinin hiç birine yapıcı ve kalıcı cevap alamamıştır. Aksine her fırsatta bilinçaltında tuttukları alevi karşıtlığını dillendirerek, gerçek niyetlerini vurmaktan geri durmadılar. İsterseniz bu yapılanları kısaca hatırlayalım

  • Biz, Madımak Oteli “Utanç Müzesi” olsun dedik, AKP burayı kültür merkezi yaptı. Katilleri, şehitlerimizle aynı panoya yazarak onurumuzu çiğnedi.

  • Bu duruma itiraz eden katliam kurbanı şair Metin ALTIOK’un kızı Zeynep ALTIOK, “Sizin Hiç Babanız Yandı mı?” başlıklı yazısı nedeniyle çalıştığı eğitim kurumundaki işinden talimatla kovduruldu.

  • Taylan ÇAKIR adlı Alevi öğretmen kendisiyle aynı ortamda çalışmayı günah sayan zihniyete karşı açtığı davayı kaybetti. Bu suçu işleyenler ise aklandı.

  • Dersim Alevi Akademisi Başkanı Aysel DOĞAN sebepsiz bir ev baskını ile gözaltına alındı.

  • Suriye’ye müdahaleyi eleştiren Kemal KILIÇDAROĞLU mezhep yandaşlığı ile suçlandı.

  • Aynı nedenle Enver AYSEVER yandaş kalem Nagehan ALÇI ‘ nın saldırısına maruz kaldı.

  • Bu ayrılıkçı tavır 2005 yılında RTE’nin gazeteci İkbal GÜRPINAR’la yaptığı bir söyleşide kullandığı “Ben neden Alevilerin başbakanı olayım ki bir sebep mi var?” cümlesi ile devamlılık arz etmiştir. Konu AKP ve yandaşları eliyle terörize edilmektedir.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Bize göre AKP zihniyeti güçler ayrılığı prensibine temelden saldırarak güçlerin birliğine zemin hazırlamaktadır. Yeni Osmanlıcı bir anlayışla yeni otokratik niyetlerin hayata geçirilmesi gayretidir. Alevi kitlesini asimile etme gayreti ile bizim tamamen kaldırılmasını istediğiniz din dersleri zorunlu olma halini sürdürmesinin yanı sıra tek tip inanç anlayışı ile pek çok yanlış bu dersin kitaplarında Alevi çocuklarına dayatılmaktadır. Dinde zorlama olmayacağı, Allah ile kul arasına girilemeyeceği, ulusal ve uluslararası yargı kurumları ve insan hakları bildirgelerinde hükme bağlanmış olmasına rağmen; hükümet yasa tanımaz, bağnaz tavrını sürdürmekte kararlı olduğunu göstermektedir. Din dersi kitapları hatalarla doludur. Dilerseniz bir kısmına göz atalım.

  • Cem Evlerinin ibadethane olduğuna dair hiçbir ifade kullanılmamıştır.

  • Aleviliğin tanımını İslam’ın içinde şekillendirerek kadim geçmişi yok sayılmış; Ali yandaşı olmakla sınırlandırılarak tarikatlaştırılmak istenmiştir.

  • Hz. Ali’nin resmi kullanılmamıştır.

  • Gerçekte olmamasına rağmen “Alevi-Bektaşi inancında hac, zekât, namaz ve oruç gibi ibadet konularına yer verilir.” denilmektedir.

  • Tüm dinlere eşit mesafede duran Alevilik İslam’la sınırlandırılmıştır.

  • Düşkünlük gibi önemli kurumlarımız içerik itibariyle sulandırılmıştır.

  • Tüm bunlar yapılırken Alevi kurum, kuruluş temsilcileri ve inanç önderlerinin görüşleri alınmamış; bunun yerine Sünni ilahiyatçıların fikirlerine rağbet edilmiştir.

Sonuç olarak bizler din eğitiminin zorunlu olamayacağını savunuyoruz. İnanç özgürlüğünün tanınması gerekliliğine inanıyoruz. Bu günkü hali ile devletin laik olmadığını iddia ediyoruz. İnanç temelinde Tanrı –Kul ilişkisinin devlet tarafından düzenlemeyeceğini, hele bunun zorunlu hale getirilmesini insan hakları ihlali olarak görüyoruz. Farklı inanç mensubu insanlar üzerindeki devlet otoritesini reddediyoruz. Bu coğrafyada binlerce yıldır varlığını sürdüren kültür çeşitliliğinin, insanlığın rengi olduğunu ve hiçbir gücün bu farklılıkları tek tip hale dönüştüremeyeceğini söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz.

Vedat TEKTEN

Pir Sultan Abdal Derneği Ayvalık Şube Başkanı

Ekim 2011, Sayı 26


Share
|






 

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

21/02/2018 Gün Ortalama:188  Bugün 62 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.221.17.234