Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

PANORAMA

12 EYLÜL DEFTERİ AÇILIYOR

Defterin hangi sayfasına kadar irdeleneceği belli değil olmasa da, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ifade vermeye çağırılır çağırılmaz davayı engellemek isteyenler televizyon ekranında ahkam kesmeye başladılar. Maşallah dokunulmazlara ilişkin soruşturma açılınmaya görsün, ülkemizde herkes hukuk bilgini, hukuk felsefesi uzmanı, yargıç kesiliyor.

Darbenin mimarı Haydar Saltık’mış; o da ölmüş. Kenan evren aslında iyi bir adammış; yönettiği hareketin bilincinde değilmiş. Darbecileri cezalandırmak şeriat hukukundaki “kısasa kısas” uygulaması olurmuş. Roma hukukunda intikam ögesi yokmuş. Bütün bunları 12 Eylül döneminde haksız yere yıllarca tutuklu kalmış, hukuk mezunu yaşlı bir gazeteci dile getirdi. (Bu inciler 30.05.2011 gecesi “Sansürsüz” programında dile getirildi. İnanamayanlar için başvuru adresi olarak belirtelim.)

ANADOLU’YU VERMEYECEĞİZ” DİYENLERE ANKARA YASAĞI Ülkemizin şimdikinden daha beter hale getirilmesini engellemek için görüşlerini Cumhurbaşkanı’na bildirmek istemekten aşka amacı olmayan vatandaşlarımızı Ankara’ya sokmayacak kadar korkunun nedenini biri açıklamalı. Kimileri 1000 km yol yürümüş olan bu yurtseverlerin engellenebileceği nasıl düşünülebilir? Doğru olan onların görüşlerini öğrenip; doğruysa uygulamak, doğru değilse onlara kendi doğrularınızı açıklamaktır. Halk kendi için doğru olanı destekler ve ona göre oy verir. Korkmaya gerek yok! Sizin görüş açıklama/yayma olanaklarınız onlarınkiyle karşılaştırılamayacak kadar geniş. Diyorsanız ki “Onlar halkın gözünü açacak diye korkuyoruz.” Korkunun ecele faydası olmaz. Siz onları Ankara’ya sokmadığınız zaman sesleri daha iyi duyuluyor; daha etkili oluyorlar. Unutmayın beyler, iletişim çağındayız.

1 MAYIS KUTLAMALARI

1 Mayıs ülke çapında fevkalade katılım ve olgunlukla kutlandı. İnsanın insanı ezmesine karşı olan, ezildiğine inanan her kesimden insan yararlanamadığı haklarını dile getirmek için meydanlardaydı. Kimse diğerinin hak arama gösterisine karışmadı; daha da iyisi, farklı kesimler kolkolaydı. Tüm büyük meydanlarda aynı birlik-destek havası ve coşkusu görülüyordu. Evet, Nevruz kutlamalarından sonra da belirtmeye çalışmış olduğumuz gibi, birileri tasarlanmış provokasyonları yürürlüğe sokmadıkça hiçbir halk hiçbir yerde birbirine zarar vermez.

SİMAV DEPREMİ DE YÖNETİCİLERİMİZİ UYARMAZSA…

İnsanları uygarlaşmaya yönelten başlıca güdülerden biri olası zararlardan, diğer bir deyişle tehlikelerden korunma güdüsüdür. Bir defa yaşadıkları afeti bir daha yaşamamak için önlemler geliştirmişlerdi. Sümerler sel felaketinden etkilenmemek için sitelerini yükseltilmiş platformlar üzerine inşa etmeyi akıl etmişler, suyolu taşımacılığı yapanlar salı önce kayığa, giderek de günümüzdeki güvenli teknelere dönüştürmüşlerdir. Bugün artık felaketleri yaşayarak öğrenme dönemi geçmişte kaldı çünkü bilim gerçekleşmemiş olasılıkları da saptayabiliyor. Hadi bilime kulağımızı tıkadık diyelim. Simav depremi, üstelik de 7.0 gücünde filan da değil, siyanür havuzunda yol açabileceği tehlikeyi bize gerçek ortamda gösteriyor. Deprem gibi bir sorunları olmayan AB ülkeleri kendi ülkelerinde siyanürle altın-gümüş üretimini yasaklamışken biz gerek yerli gerek yabancı kuruluşlara böyle bir tehlike yaratma iznini nasıl verebiliyoruz. Neden diye sormuyoruz; nedeni kar hırsı ve aracıların cebine giren tabii. Ya 7.0 gücünde bir deprem olup havuz yıkılırsa ; içme suyuna siyanür karışırsa, ölen insanların, doğal hayatın ve yok edilen su kaynaklarının geri dönüşü olacak mı? Su kaynaklarının ne zaman temizleneceği aracıların biraz umurlarında olsun artık.

KASET SKANDALLARI

Gündemdeki kasetlerin yayınlanmalarından çok daha korkunç olan, o kasetlerin üretilebilmiş olmalarıdır; kan dondurucu bir çirkinlik. Hiçbir yaklaşım ya ada amaç kişinin izni olmadan özel hayatının kaydedilmesini aklayamaz. Bireyler bir kesimin ya da çoğunluğun değer yargılarını benimsemek zorunda tutulamaz, yeter ki kimseye zarar vermesinler. Kendi davranış biçimlerini başkaları için de geçerli addettikleri sürece kimseye hesap vermek zorunda değillerdir. Ancak, kişilerin özel yaşamının politik sorunlar yaratabileceği ortamlarda

politik sorumluluğun kişisel özgürlüğü sınırlamasına katlanmak gerekebiliyor. Bir parti başkanını birlikte çalıştığı kişilerin özel yaşamı etik açıdan tabii ilgilendirmez; partiye oy kaybettirmesi ise yeise kaptırır. Konu eşinden başka biri ile olmak değil seçmeni kızdırmak sorunudur. Ne yazık ki dünyanın hemen her yerinde seçmenlerin çoğunluğu oyunu bilinçsizce kullanır. Çoğunlukları azınlığın çıkarına feda eden yönetimleri kim seçiyor, çuğunluklar değil mi?

ERKEĞE HAYIR DİYEN KADIN ÖLDÜRÜLÜYOR

Artık tek tek kadın cinayetlerini dile getirmek anlamsızlaştı. Hangi birini gündeme getirmeli! Ayşe Paşalı’nın katilinin en yüksek cezayı alması da hızı kesmedi. Ceza gerekli ancak yeterli değil. Özellikle görsel medyanın mutlaka bu işe eğilmesi gerekiyor. Cinayetlerin tüyler ürpertici görüntülerini iletmeleri değil meramımız. Beyin yıkama becerilerini biraz da olumlu sonuçlar almak için kullanmalılar; günahlarının kefareti olarak.

USAME BİN LADİN CİNAYETİ

Şecaat arzederken merd-i Kıpti sirkatin söyler.” ABD de Usame bin Ladin’in katline GERONIMO EKIA adı vererek kendini ele vermiş oldu. Geronimo dünyaca tanınmış bir Kızılderili halk kahramanı; 1906 yılında hapiste ölmüş. EKIA (çatışmada öldürülen düşman) demek. Irkı yok edilmiş bir vatandaşını 2006 yılında itibarı iade edilmiş olsa da hala düşman görmek; silahsız kişiyi öldürmeyi de çatışmada öldürülmüş gibi göstermek; hem de halkının çoğunluğunu buna inandırmak olacak şey değil ama oluyor işte. Dünya sormuyor silahsız bir zanlı neden yargılanıp da, örneğin suç ortakları hakkında, konuşması sağlanacağına öldürülür diye; ABD’yi kutluyorlar. Bugünlerde kurtla kuzu masalını sık sık hatırlatan olaylar yaşanıyor, yazık.

DİKTATÖRLER SINIFLANDIRMASI

Diktatörlük yönetimi tanımından da anlaşılacağı gibi bireyin haklarını en azından kısıtlayan kötü bir yönetim sistemidir. Halkına davranışı, ülkesinin çıkarlarını ve halkının refahını gözetmesi, barışseverlik gibi açılardan değerlendirilince diktatörlükler için de bir olumsuzluk sıralaması yapılabilir. Günümüzde başka bir kriter yürürlükte: global finans-kapitalin çıkarını yeterince gözetiyor mu, eskisi kadar gözetiyor mu, diktatör daha ne kadar bize hizmet edebilir, ölürse çıkarlarımız güvence altında mı? Bu soruların yanıtlarına göre global finans-kapitali diktatörün insan haklarını ihlal edip etmediğine karar veriyor. Örneğin Suudi Arabistan gibi, petrolü bittiği anda halkına sefaletten başka bir şey öngörmeyen, adalet benim diyen bir diktatörlük Batı’nın dostu. Sağlık, eğitim - özellikle kadınlar için – , barınak, altyapı koşullarını diğerleriyle kıyaslanmayacak biçimde geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya önem vermiş olan Kaddafi öldürülmeyi hak etmiş sayılıyor. Gene de son zamanlarda bunların tartışılmaya başlanmış olması bile büyük aşama.

HALKEVLERİ ÖSYM BAŞKANI’NI İSTİFAYA ÇAĞIRIYOR

Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi, 1.700.000 öğrenciye gönderilmiş mektuba cevap olarak Ali Demir’e hitaben bir istifaya davet mektubunu aynı sayıda öğrenciye imzalatıp kitlesel eylemlerle ÖSYM Başkanlığına postalayacak.

BORÇ YİĞİDİN KAMÇISIYMIŞ DERLERSE DE

ABD federal hükumet borçlarının zamanında ödenememesi küresel piyasalarda felaket yaratır korkusu belirmiş. Borçlarımızın çokluğundan yakınıldığında ABD bizden borçlu diyerek savunmaya geçenlere duyurulur.

Haziran 2011, Sayı 25 


Share
 
 
 
 
 



 

 



 
 
 



papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

23/06/2018 Gün Ortalama:183  Bugün 30 Ziyaret var  Sitede 2 kişi var  IP:54.166.141.12