Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

Hangi Ayvalık

Yazan: Seçil Piyon

Ayvalık’ın çok meraklısı VAR, ama bu yolsuz, plansız, keyfi, “boş ver bu da geçer”, “biz işimize bakalım”cı, “bu düzen böyle uyacaksın”, “alt kadrolarla aranı iyi tutacaksın”cı gidişle,  “ya AKP gelseydi o zaman ne olacaktı”cı,  “Ayvalık’ta taş bina aldım yazın mutlaka beklerim”lerle, çok yakında, O çok meraklısı olunan Ayvalık YOK.

Son dönemlerde dizilere arka plan olan Ayvalık Ege’nin popüler ilçelerinin başında geliyor.
İçiçe geçen mavi koyları sarmalayan çam ormanları ve zeytin ağaçları ile kaplı yarımadaları
ve bakir adacıkları ile hareketli ve zengin bir coğrafyası var.

Bu coğrafya üzerinde tarihi 1700’lere uzanan 2 yerleşim bulunuyor. Ayvalık ve Cunda
(Kidonya ve Moskonisi). Osmanlı İmparatorluğu döneminde uzun bir süre imparatorluk sınırları içinde ama kendini bağımsız olarak yönetme özerkliğine sahip olmuş olan kent, zamanının Ege bölgesinde eğitimin ve ticaretin başkenti olarak parlak ve dolayısı ile olaylı bir geçmişe sahip. İsyanlar, yağmalanmalar, depremler ve yangınlar geçirmiş. Her darbeden sonra tekrar kendini kurmuş bir kent.

Rum nüfus son olarak 1923’te boşaltılmış ve yoğunluklu olarak Midilli ve Girit müslümanları mübadil olarak yerleştirilmiş. Bir önceki toplumundan geriye kalan konutları, fabrikaları, ibadethaneleri, işlikleri ve kurgusu ile kent, yine aynı dokuya kardeş bir mimari uslüp bölgelerden gelen yeni toplumunu içine almış.

İşte bu kentten arta kalan neoklasik yapı dokusu ve başta söz ettiğimiz coğrafya günün ve mevsimin ışıklarına göre her saat renkten renge bürünür ve kendine bakanı cezbeder.

Ama Ayvalık’ı sadece televizyon dizilerinden takip etmeyen bir göz artık bu renklere uzun gölgeler düştüğünü hemen farkedecektir.

Ayvalık 1977’den beri Tarihi Eserler ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na bağlı bir kentsel sit alanı. Ve Ayvalık, Cunda, Çamlık bölgeleri için ayrı ayrı Koruma Amaçlı İmar Planları var.

1977 tarihinden önce özellikle Ayvalık ağır müdahale görmüş. Kentin su yollarını takip eden ve sahile dik koridorlar oluşturan kurgusu 90derece değiştirilerek, deniz kıyısına paralel bir iç anayol oluşturulmuş ve bu aks üzerindeki 2 sıra konut parselleri istimlak edilerek yok edilmiş.

Bu resmi müdahalelerin ve sıradan bilinçsiz tamirat uygulamaları dışında günümüzde de devam eden bir tahribat yöntemi ise Rum halktan kaldığı rivayet edilen altınları ve değerli eşyayı arama, yani define avcılığı da bu konutlara ağır tahribatlar vermiş.


1977’den sonra kalan binaların büyük bir kısmı tescillenmiş ve ne ölçekte olursa olsun
tamirat ve müdahale öncesinde  bu binalar ile ilgili rölöve/ yapının güncel durumdaki hali projesi, restitüsyon/ yapının orijinal halini tesbit projesi ve restorasyon/ yapının güncel kullanım için dönüşüm müdahalelerini gösteren projesi dökümanlarının üretilmesini yada basit onarım izinlerinin elde edilmesi şart koşulmuş.

Bu, yapıları korumaya yönelik bir gelişme ve önlem olmak ile birlikte, korumaya yönelik projelerin üretilmesini ve uygulamaların sağlıklı gerçekleştirilmesini sağlayacak altyapı oluşturulamadığı  veya bu altyapıların yetersizliği, madden ve içerik olarak desteksizliği dolayısıyla kısa sürede işler arap saçına dönmüş. Çatısını aktarmak için anlayamadığı, içselleştiremediği ve bürokratik engel olarak gördüğü bir süreçten geçmek zorunda kalan ekonomik gücü zayıf yerli halk çözümü kaçak müdahale yöntemleri geliştirmekte bulmuş. ( haftasonu inşaatları)

Proje üretiminin kaçınılmaz olduğu durumlarda ise yardıma yerel mimari bürolar koşmuş, basmakalıp 2-3 katlı betonarme yazlık villa ya da betonarme apartman projeleri mantığında, ele aldıkları yapının mimari dokusuna ve kurgusuna son derece duyarsız proje üretimi günümüzde de son hızla devam etmekte. Çanakkale ve Bursa kurullarının defaaten tashih etmek zorunda kalmadan tek seferde onaylayabildikleri çok az proje vardır arşivlerinde.

Proje, yani kentin kültür mirası ile ilgili dokuman üretimi bu haldeyken, onaylanmış projelerin uygulama süreçleri ise ayrı bir katliam alanı. Ve bu yazının esas derdi.

1990’ların başından beri Ayvalık ve Cunda’nın konut sahibi mübadil yerli halkı, anneanne ve dedelerinin yaşlanıp bu evlerle başa çıkamayacak hale gelmeleri ya da ölümleri sonucunda, kendileri için ise artık külfetten başka bir şey ifade etmeyen bu yıpranmış konutları satıp, kendilerine 4-5 katlı apartmanlar ve bloklardan oluşan Armutçuk mevkiinde yeni bir hayat kurdular ve bu göç  hala devam ediyor.

1990’lardan 2005’lere kadar olan süreç içinde Ayvalık’ta hurda ve arsa fiyatına satılan bu konutlar, Ayvalık’ın medyada popülerleşmesi, bir ev alanın eşine dostuna da ev aldırma çabası, ya da kötüsü “bu işte iyi para var, evi şöyle bir toplar yeniden satarım” şehveti  ile günümüzde minimum 70000 YTL'den başlayıp milyon YTL'lere varan rayiçlerde alıcı arıyorlar.

Geçmiş dönemlerin ihmallerinin ve çaresizliklerinin kente verdiği zararların muhasebesini bugün yapmak zor ve sağlıksız olabilir. Ama bilgiye, yönteme, malzemeye ulaşmanın göreceli olarak bu kadar kolaylaştığı ve üstelik artık rant metası haline gelmiş ve yeni sahiplerinin ekonomik güçlerinin göreceli olarak daha kuvvetli olduğu 2005-2008 arasındaki bu yakın dönemde hala kentteki bu kimlik ve tipoloji erozyonunun önlenemiyor olması
esef verici.

Bu gidişle en geç 5 yıl sonra Ayvalık, Ayvalık’ı andıran ama inşaat ve kısa vadeli vizyonsuz bir gündelik turizmin ve ticaret mantığının fizibilitesinden başka hiçbir kültüre
işaret edemeyen, demir konstrüksiyon çatı ve sistem kurgulu, betonarme sıvalı ve konstrüksiyonlu, kaba detaylı, yabancı taşlı, kalın doğramalı neoklasik imitasyonu villalar ile dolu bir kente dönüşümünü tamamlamış olacak.

Yerli evsahibinden (en masum(cuk) suçlular ekonomik durumları yüzünden onlar), ustasına, emlakçısından yeni evsahiplerine, mimarından mühendisine, belediye zabıtasından, imar işlerine, mimarlar odasından şimdilerde KUDEB’ine, belediye başkanından kurul üyelerine konuyla ilgili tüm birey ve sistemler tekil olarak bu sorunlu binalar ile uğraşmanın altından kalkamadıkları ama öte yandan da bu sorunları bütünüyle analiz edip bir çözüm üretme ortaklığını da yapamadıkları, aksine  bürokrasinin, maddi yetersizliğin, kadrosuzluğun, cahilliğin, vs suçu olarak adlandırıp çözümsüzlük içinde suçu birbirlerine atarak, kısa yollar aradıkları için bu arapsaçının içinde herkes bu kaderi etkiliyor.

Bölge kurulları kısıtlı sayıdaki raportörleri ve aylık toplantıları ile geniş bölgelerindeki birçok dosyayı incelemek için harılharıl çalışıyor belki ve bu sistemi hafifletmek için kurulan KUDEB deneyim kazanırsa ( araştırmacı olup kendini geliştirirse) özellikle Ayvalık gibi yoğun tamiratların söz konusu olduğu bir yerleşim için gerekli bir gelişme oldu.

Ama kağıt üzerindeki bu döküman trafiği de uygulamaların keyfiyetini bozamıyor. Belediye bünyesinde 2008 yılında kurulan KUDEB öncesinde uygulamaları denetleme görevi, dönemin yeni belediye başkanının kadrosuzluk yüzünden tazeleyemediği, masalarına çöreklenmiş eski kadrosu ve yeni çömezleri ile belediye imar işlerine aitti. Bu dönemdeki neredeyse tüm tamiratlar 660 nolu İlke Kararı, MÜDAHALE BİÇİMLERİ başlığı altında geçen kararlara duyarsız olarak, çimento, demir, beton, delikli tuğla, vernikli kalın kesitli ahşap detayları vs, yeni imal edilen 3.sınıf villa tipi konut mimarisinin kullandığı malzeme ve yöntemler ile restorasyon ilkelerinden uzak bir şekilde gerçekleştirildi.  2008 başından itibaren göreve gelen ve (ilk deneyimlerini yaşayan)  KUDEB, çalışmalarına başladıktan sonra da bu döngü henüz durdurulamadı. Ve yine Ayvalık’ta binalar pahalı restorasyonlar görseler bile kimliklerinden uzaklaşmaya devam ediyor. Bunun son dönemdeki en çarpıcı örneklerinden biri, Ankara tarafından da takip edilmiş bir bina, hem TOKİ’den kredi hem de Bakanlık’tan hibe alabilmiş, projeleri olan güzel bir yapı. Sahibi bu maddi desteğin yanısıra kendisi de bütçeyi zenginleştirmiş, yapımın her aşamasında iyi malzeme kullanmak ve uygulama elde edebilmek için bizzat inşaatının başında durmuş bir kişi. Sonuç yine değişmiyor, yabancı ve yanlış malzemeler, evin orijinal cephe, plan ve kurgusunun hunharca değişimi, yanlış bir çatı, sıva yüzeyleri kazınarak taş örgüsü meydana çıkarılmış yeni bir cephe vs. vs.

Bu yanlış uygulamaların başlıcalarını  listelersek:
tüm harç ve sıvalarda, bu yapıların taş ve ahşap dokularını içinde barındırdığı tuzlar nedeniyle yoran ve yapının hava almasını engelleyip içten çürümesine neden olan çimento kullanılmaktadır. Bu yapılarda özgün olan bağlayıcı harç ve sıva malzemesi söndürülmüş kireç ve günümüzdeki muadili ile hidrolik kireçtir.

Öte yandan yeni ve yerli evsahibleri arasında taş yapı görüntüsü modası olması nedeniyle, çoğu sıvalı yapı, sıvaları kazınarak taş örgüsü ortaya çıkarılarak, yine çimento ile derz tamiri yapılarak sıvasız bırakılmaktadır. Bu taş örgüyü koruyan ve bir deri ve kabuk oluşturan sıvayı sökmek yapıya strüktürel bir müdahaledir.
Daha ucuz ve uygulama açısından pratik olduğu için yapıların ahşap taşıyıcı sistem ve çatı konstrüksiyonları demir profil konstrüksiyonlarla değiştirilmektedir.
Bağdadi iç ve dış duvarlar yine daha ucuz ve uygulama açısından pratik olduğu için,
delikli tuğla duvar örgüsü ile yenilenmektedir.
Tavan kaplamalarında ahşap döşeme yada bağdadi konstrüksiyon üzerine sıvalı tavan yerine alçıpan levha yine  tercih edilen ve onaylanan malzemeler arasındadır.
Ahşap doğramaların yeniden üretiminde eğer plastik doğrama değil de ahşap kullanılırsa, eldeki yazlık site doğramaları için kullanılan profil bıçakları ne ise onlar kullanılmakta, orijinal kesitlerdeki boyutlar tercih edilmemektedir.

Küçük yerleşimlerde hayat şehirlerdekinden doğal olarak biraz farklı. Ev sahipleri, emlâkçılar, uygulayıcılar, ve bu uygulamaların denetçileri çoğunlukla aynı mahallenin bireyleri, tanıdıklar ve hep görüşmeye devam edecekler. Birebir ilişkileri zayıf bile olsa yeri geldiğinde birbirlerini kollamak zorundalar. Durum böyle olunca kısa vadede işe gelmeyen ( ama aslında uzun vadede onların değerlerine değer katacak ) yöntemler benimsenmeyebiliyor ve ortak gündelik çıkarlar uğruna bir takım bu çıkarları zora sokan uygulamalar el birliği ile uygulanamaz hale getiriliyor.

Ama bu bazı konulara gözlerini kapayan sistem, kendini eleştiren yabancılara çok duyarlı davranabiliyor. Tozlu yönetmelikler açılıyor, ve “Aşil topuğu'nu nereden vurabiliriz, gücümüzü nasıl dayatabiliriz ? ” diye çalışılıyor ve bu yönetmeliklere cahil yada taraflı bir yorum getirerek bir gerekçe bulup kanuni seyrinde giden tek tük inşaatlar bile durdurulabiliyor. Olur olmaz şikayet dilekçeleri havada uçuşuyor. Sap ile samanı ayırmayı  bu noktada artık özellikle becermemeyi tercih eden, bu karmaşık ve sonuçta kentin ruhunu çalan sistem gücünün yettiği kadar kendini, düzelmelere karşı korumaya çalışıyor. Bazı yeni yatırımcılara, kendi eğreti normlarının dışında, düzgün  ve temiz bir kurgu içinde çalışıyor diye yaşama fırsatı vermiyor, kepenklerini indirip, sadece 1-2 yıl önce edinmiş olduğu mal varlığını satıp savıp kenti terk etmesi elbirliğiyle sağlanıyor. Öte yandan bazı yeni yatırımcılar koruma amaçlı imar planından tamamen bağımsız olarak yapabildikleri yeni binalarını geceleri projektörlerle aydınlatabiliyorlar. Keşke Ayvalık’ta bir de bu karmaşık ilişkiler ağını konu edinen bir dizi çekilse. “Kurtlar Vadisi” ile yarışır herhalde.

Bu olumsuz tablo düzelemez mi? Ayvalık bu son dönemin yağmalamasından tekrar kendini diriltemez mi? Zihniyetler belki sadece 10 derecelik bir sapmayla yeni bir açıdan bakabilseler çevrelerine ve kendilerine, bu yazın hasılatından gözlerini ayırıp 5 yıl sonrayı görebilseler, neden sonuç arasındaki süreç ve yöntemlerden oluşan o hiç sevilmeyen vakit ve nakit kaybı kara deliğini  biraz aralayıp inceleseler, bugün harcadıkları maddi ve manevi enerji düzeyini aynen koruyup bu enerjiyi birlikte örgütlenip, normlarını oluşturup yapıcı olanı benimsemeye çalışmaya yöneltseler, evet düzelir. Ama şu anki zihniyetlerle asla düzelmez.

Ayvalık gibi kentsel sit alanlarının bağlı bulundukları kurullar dışında :
uygulama yöntemleri bu yöntemlerin nedenleri, uygulama malzemeleri ve bu malzemelerin nerden ve nasıl temin edilebileceği, nasıl oluşturulabileceğinin öğrenilebileceği  yerel bilgi edinebilme bürolarına,
bu uygulama yöntemlerinin öğretildiği, tanıtıldığı sertifikalı usta yetiştirme programlarına, örneğin:
-taş duvar ustası
-ahşap bağdadi konstrüksiyon ve çatı ustası
-kireç sıva ustası,
-sıcak demir ustası
bu yapılar için gerekli malzeme üretimhanelerinin gerekirse bakanlık ve belediye bünyesinde oluşturulup daha sonra özelleştirilmesi yada özel sektörün bu tür imalâthaneleri kurmaya teşvik edilmesi, örneğin:
-kiremit ve özel boyutlu harman tuğla imalâthanesi
-dökme çini yer karosu imalâthanesi
-ince kesitli ve geçme sistem ahşap doğrama atölyesi
-kireç sıva ve sıva katmanları elemanları üretimi atölyesi
-dövme demir ve metal döküm atölyesi
-taş detay tamiratı ve imalâtı atölyesi
uygulamaları gerçekten denetleyebilecek, bilgili, deneyimli ve yerel güç odaklarının etkisi altında kalmayacak bir KUDEB kadrosuna ve imar işlerinde sadece bu konuda çalışan uzman, deneyimli ve yine yerel güç odaklarının etkisi altında kalmayacak bir yetkiliye,
tüm bu sistemi kurabilecek maddi altyapının bakanlık, uluslarası fonlar ve özel sektör destekleriyle oluşturulmasını sağlayacak bir projelendirme grubunun kurulmasına ve finansmanına,

ihtiyacı var. Bu yukarıda sözü edilen 5 birim rasyonel bir gözlem ile çözüm geliştirme aşamasında ilk akla gelen konular. Yıllardır da Ayvalık’ta tartıştığımız konular, mutlaka
diğer sit alanları ile ilgili tartışmalarda da bahsi geçen konulardır ve yer yer çözümlerine kavuşmuşlardır......

Ayvalık sahipsiz mi? Hayır, Ayvalık’ın hala sözlü yerel tarih için hazine değerinde yaşlıları var, hala bu yaşlıların hikayelerini dinlemiş torunları var, yitirdiği markalarını
tekrar uluslararası düzeyde kurmaya çalışan zeytinyağcıları var, ticaret odası, mimarlar odası, ziraat odası vs kurumları var,  belediyesi ve KUDEB’i var, dört bir yanındaki toprakları satın alarak yatırım yapmış Türkiye'nin en zengin üç sanayici ailesi var, müzik akademisi var,  yazarından müzisyenine, sanatçısından, grafikerine, sanat tarihçisinden,
yönetmeninden sinema oyuncusuna, şarkı sözü yazarından, bestecisine, eski yargıtay başsavcısından, hukukçusuna, beyin cerrahından, sosyoloğuna, tekstilcisinden, mühendisine mimarına, fotoğrafçısına, politikacısına, aklınıza gelebilecek her konuda, konusunda uzman ve seçkin, Türk ve yabancı konut sahipleri var.

Ayvalık’ın çok meraklısı VAR, ama bu gidişle çok yakında, O çok meraklısı olan Ayvalık YOK.

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

19/06/2018 Gün Ortalama:182  Bugün 24 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.166.141.12