Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

YAŞASIN AVLANMA YASAĞI KALKTI

Saygıdeğer Papalina okurları Cunda’dan merhaba.

1 Eylül 2010; herkes seviniyor, herkesin yüzü gülüyor. Neden? Balıkçılık serbest oluyor o yüzden. Halbuki vatandaş bilse ki denizin katlinin tarihidir bu, acaba bu kadar sevinecekler miydi? Tabi ki hayır. Evet, 1 Eylül ‘gırgır balıkçılığının’ serbest olduğu tarihtir. Diğer balıkçılıkla ilgisi yoktur, yani bizleri, küçük balıkçıyı ilgilendiren bir av sezonu değildir. Sizlere daha önceki yazımda bahsettiğim devasa teknelerdir. Ama hiçbiri umduğunu bulamayacak, bu şuursuzca yapılan avcılık devam ettiği sürece bu sıkıntılar her zaman olacaktır, devam edecektir.

Gelin şöyle 85’li yıllara bir göz atalım; ilk gırgırın Ege’ye geldiği tarih her yer balık, deniz balık şapırtısından geçilmiyordu. Her balıkçı emeğinin karşılığını fazlasıyla alıyor, her vatandaş da istediği balığı zamanında, mevsiminde bulup bol bol tüketiyordu. Ve bu balık akını aylar sürüyordu. Şimdi bakıyorsunuz televizyonlarda hamsi, palamut akını başladı, şu şu kadar, bu bu kadar. Vatandaş da seviniyor, ama kaç gün? 3-5 gün sonra yok.Neden?Çünkü, ne varsa avlanıyor, geriye bir şey kalmıyor,şuursuzca gırgırlar tarafından yakalanıyor.Bunun küçük bir bölümü halka üç-beş gün yansıyor, sonrası yok.Yok tabi.Çünkü, o balığın asıl sahibi rantçılardır,yakalanan balığın büyük bölümü onlara gider, soğuk havada saklanır.Onlar bilirler bu akın 10-15 günde gırgırlar tarafından bitirilecek, o televizyonların bangır bangır bağırdığı 3 lira hamsi, 5 lira palamut size 15 lira, 25 lira gibi geri dönecek, yine bunun faturasını vatandaş ödeyecek.85’li yıllar demiştim.Evet bu canavar sistemle tanıştık, korkunçtu.Her gırgır teknesi 3 bin 5 bin kasa balık tutuyor, denize döktükleri balıklardan sahilin önünde bir ada oluşurdu.Şimdi ne oldu da bu balıklar kayboldu, kaybolmadı, bitti, tüketildi.Sonra bakıyorsunuz rantçılar tek tek televizyonlarda boy gösterirler, işte bu sene kar düşmedi,vay yağmur olmadı, hamsi Rusya’ya kaçtı gibi mantıksız yorumlar, işlerine öyle geliyor da ondan.O zaman denize dökülen balığı bile yakalayamaz duruma geldiler.Onlar da bunun bilincinde ama Ahmet, Mehmet denizleri bu hale getirdi !...

Yıllardır Ankara’da bağırdım durdum. Işıkla avcılığı bitirin, sonar denilen o devasa cihazları kıyı ve iç denizlerde kullandırmayın, ağ derinliğine limit getirin diye, ama nerde, aynı tas aynı hamam. Bakın daha önce sizlere bahsetmiştim; her iki yılda bir denizlerde ve iç sularda ticari amaçlı su ürünleri avcılığı düzenleyen tebliğ yayınlanır, bu kitapçığın arka sayfalarında serbest olan balık türü ve boyları yazılıdır. Kim uyar, kim bakar, hangi görevlinin işidir bu, neden görmezden gelirler, kimden korkarlar bunu anlamış değilim. Defne yaprağı büyüklüğünde çinekop gelir kasalarla herkesin gözü önünde satılır. Kimse bunu sormaz, nerden geldi, kimden aldın diye. Sonra bu sene lüfer yok, olmadı. Oldu da, sen onu yaprak kadarken öldürdün, olmayacak da. Herkes sandalyesine öylesine sıkı oturmuş ki yerinden kalkmak istemiyor. Bu nasıl bir vurdumduymazlıktır, neden hiç kimse görevini yerine getirmez, ışıkla, tüple dalış yapıp balık vurmak yasak. Restoran dolaplarına bakıyorsunuz; orfozlar, sinaritler, sargozlar hep kafadan vurulmuş, ha bu arada orfozu avlamak tamamen yasak. Kim bakar bunlara, bunların sorumlusu küçük balıkçımıdır ki hep faturayı onlar öder. Bir gün gerçekten bu denizi seven, helal süt emmiş biri gelir de bunları düzeltir mi bilmiyorum. Ben bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak bildiklerimi sizlerle paylaşmaya çalışıyorum, bir nebze de olsa rahatlıyorum. En azından biliyorum ki, benim bildiğimi bir 10 kişi daha biliyor.

Daha önceki yazımda sizlere denizi saran bir ottan bahsetmiştim; yetkililerin bir kulağından girdi, diğerinden çıktı herhalde. Ne arayan var, ne de soran, yahu bu nasıl bir vicdandır ki kanamaz, benim her gün kanıyor, içim acıyor. Bu deniz bana ve benim gibi düşünenlere miras kalmadı ki, hepimiz neden sahip çıkmayız? Bu ülkede ne zaman bir şeylerin farkına varacağız, bittikten sonra mı? Bu güzelim ülkem bunu hak etmiyor, çok yazık. Ülkemin bu zenginliğini korumakla mükellef olanlar ne zaman bunun farkına varacaklar, yedikleri ekmeğin hakkını ne zaman verecekler, zaman çok kısa çabuk olun, yarın çok geç kalmış olabilirsiniz. Hesabını veremeyeceğimiz ve son pişmanlığın fayda etmeyeceğini hepimiz iyi biliyoruz, artık şöyle bir silkelenip kendimize gelelim. Bu doğanın katlinde, katledenler kadar göz yumanlar da sorumludur. Bu hayat gelip geçicidir, yarın bu dünyadan geçtiğimizde iyi anılmak ve diğer tarafta binlerce yıl bunun vebalinle yüzleşmek çok ama çok zordur.

Saygılarımla.

Hasan TOSYA (Balıkçı-CUNDA)

Eylül 2010, Sayı: 21 

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

17/01/2018 Gün Ortalama:142  Bugün 70 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.91.48.104