Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

Dünden Bugüne Ayvalık

Çocukluğumda babamın salaş bir mekânı vardı. O günkü şartlarda oraya yolu düşenler için pek yadırganacak yer değildi. Fakat özellikle büyük şehirlerin yeni yeni yozlaşmaya ve bozulmaya başlamasıyla entelektüel kesim için bulunmaz birdoğallıktaydı. Birtahta masa, üç-beş sandalye, bir de derme çatma çardaktan ibaretti.

Orayı, babam ilkönce kendisine güneşin batışı sırasında birkaç kadeh rakı ve mangal eşliğinde keyif yapmak için hazırlamıştı. Aylardan ramazan olduğu bir dönemde oradan geçmekte olan üst düzey bürokratlardan biri ve eşi mangalda et kokusuna dayanamayıp "yahu bu Ayvalık'ta rakı içecek bir yer bulamadık. Oysa siz oturmuş akşamın keyfini çıkanyorsunuz, biz de size katılabilir miyiz?"diye sorunca, babam onları buyur edip masasını paylaştı. Bu kişi "Niye burayı ticari bir işletme haline getirmiyorsunuz" önerisinde bulundu. Bundan cesaret alan babam, orayı küçiik bir işletme haline getirdi. Gelenlere mangal ve servis açıp kendi hallerinde piknik yapmalarını sağladı.

Yine o günlerin popüler gazetelerinden Akşam'ın yazarlarından Faruk Şensoy'un yolu oraya düştü. Babam aynı zamanda konuklarıyla oturur, sohbet eder, anılarını paylaşırdı. Küçük kardeşimin, mısır fidanlarının altında dolaşırken bir balık bulmanın hayretiyle "Baba balık baba balık!" diye seslenmesi ve babamın da bunun balık avlayan martıların yiyeceğini düşürmesinden ibaret olduğunu kardeşime söylemesinin hikâyesi Faruk Şensoy'un çok hoşuna gitmiş. Daha sonra babamın anılarından oluşan bir yazı dizisi yayınlamıştı.

O dönemlerde oraya yolu düşen orman mühendisi bir çift, "Kamımızı doyurduk. eğer izin verirseniz çadırımız da var, bahçenizin bir köşesine kurup birkaç gün kalmak istiyoruz" önerisinde bulundular. Teklifleri olumlu karşılanınca, bahçemizdeki büyük armut ağacının altına küçük çadırlarını kurdular. Sabahları uyandığımda çadırlarının küçüklüğünden ayaklarının dışarıda kaldığını gördüğüm bu çift orada 20 gün kaldı.

Daha sonra bahçemize gelen konukların kalabileceği bir oda inşa ettik. Gelenler arttıkça bir iki oda daha eklendi, derken orası küçük bir pansiyon haline geldi.

Sarmısak. Çamlık, Cunda... neydi ne oldu...

O yıllarda Türkiye'de Bodrum ve Marmaris gibi turizm beldelerinin adı sanı pek duyulmamıştı. İlk turizm hareketi istanbul'a yakınlığı nedeniyle Erdek'ten sonra Ayvalık'ta başlamıştı. Sarımsak (her ne kadar Sarımsaklı veya Sarmısaklı diye yanlış söyleniyorsa da) ön planda değildi. Sarımsak sadece günübirlik, birkaç saatte bir dolmuşların veya Ayvalık Belediyesi otobüslerinin işlediği iki-üç plajdan oluşan biryerdi. Heryer içlerinde su motorlarının çalıştığı, ekilen tarlalardan ibaretti. Şimdiki oteller ve kötü çarpık yapılaşmanın olmadığı temiz bir yerdi. O günkü Ayvalık tarafından hazırlanmış imar planlarında orada iki katlı ve bahçeli evler yapılacaktı.1970'te Küçükköy Belediye'sine geçtikten sonra Sarımsak bugünkü haline geldi.

işte bu Sarımsak'ta konaklama ve eğlence yaşantısının olmadığı dönemde turizm hareketi Ayvalık-Çamlık ve kısmen de Cunda arasında dönmekteydi. Trafiğin yok denecek kadar az olduğu yollarda hayat akşam üstü özellikle faytonların nal ve zil sesleriyle hareketlenmeye başlardı.

Taksilerin pek olmadığı o dönemde bu faytonlar gecenin geç saatlerine kadar yolcuları taşırlardı. Yazlık sinemalardan ve Çamlık'taki diskolardan ayırlan çakırkeyiflerin faytonlarda çalınan 45'liklere kendi nidalanyla eşlik etmeleriyle hoş bir ortam oluşurdu.

O yıllarda, Çamlık'ta bulunan üç adet disko ve Belediye Gazinosu eğlencenin odağıydı. Özellikle diskolara her yaşta insan gider, eğlenirdi. Bunlardan birinin sahibi kıyafeti uygun olmayanı içeriye bile almazdı. O günlerin modası olan hippi tarzlı gençler Çamlık Gazinosunda canlı orkestra müziği yapar, insanlar dans ederdi. Akşamları Cunda Adasına gidilecekse, tekneyle gidilir, genellikle papalina, salata, rakı veya şaraptan oluşan yemek salaş lokantalarda yenir, son motoru kaçırmamak için kulağınız teknenin kornasında olurdu. Denize girmek için Sarımsak'a gidilirdi. Kumların üzerindeki beyaz deniz kabukları o kadar çok ve çeşitliydi ki... Konaklama tesisi olmadığından yazları gelen gençler sahilde çadırlarını kurar, geceleri de çadırlarının önünde gitarlarıyla müzik yaparlardı. Sonraları, sahil kamu kurumları tesislerinin işgaline uğradı ve bu tesisler sahile kadar tel çekip insanları kıyıdan bile geçirmediler. Adeta buraları yasak bölge ilan ettiler. 80'li yıllardan itibaren müteahhitlerin rant merkezi olmaya başlayan Sarımsak'ta o çirkin ve plansız yapılaşma başladı. Neredeyse eline malayı alan müteahhit oldu. Bununla beraber konaklama tesisleri de yapılmaya başladı. Bu plansız yapılaşma altyapı sorunlarını da beraberinde getirdi. Örneğin, deniz kirliliği gibi.1995 yılında Ayvalık'ta bazı yerlerin Mavi Bayrak alması için müracaatta bulunuldu. Sarımsak'ın denizi kirli çıktığından Mavi Bayrak Uluslar arası jüriye bile gidemeden ulusal jüri tarafından reddedildi.

İlk yıllarda gelen turistlerin kalitesi fena değildi. Ayvalık esnafına da iyi para bırakıyorlardı. Ama altyapının iyi olmaması, çarpık yapılaşma, turiste yapılan davranışlar iyi seyahat acentelerini ve turistleri buradan uzaklaştırdı. Şimdilerde Sarımsak tamamen pek de kaliteli olmayan yerli turistlere hitap eden yer oldu. Ayvalık'taki tarihi evlere gösterilen ilginin artmasıyla bu evlerin birçoğu ev pansiyonuna dönüştü. Verilen hizmetin kalitesi de artınca bu pansiyonlar bayağı müşteri çekmeye başladı. Bunun yanında medyanın ilgisi de artık Ayvalık'a ve Cunda Adasına yönelmekte. Özellikle Cunda adası mutfağı ve gece yaşantısıyla bir Bodrum olma yolunda ilerlemekte. Ama bunun getireceği sakıncaların farkında mıyız acaba? 

A.N.

Temmuz 2009, Sayı 9

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

23/06/2018 Gün Ortalama:183  Bugün 30 Ziyaret var  Sitede 2 kişi var  IP:54.166.141.12