Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

Kentlerin Kimliği

İzmir’in denizi kız, kızı deniz

Sokakları hem kız, hem deniz kokar’ der, Cahit Külebi.

Aslında bu iki dize, bir kentin algılanan kimliğine vurgudur.

Bir belediye 2005 yılında, 23 ilde ve 2 bin 820 kişiye sorular sorarak bir şehir imajı araştırması yaptı. Kentlerin tanınmışlığıyla ilgili sorulan sorularda ; ‘İzmir şehrini düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor’ sorusuna verilen yanıtlar sırasıyla şöyle idi: 1- %13.8 deniz 2- %11.8 kentin güzelliği 3- %9.6 sahili 4- %8.9 kızları 5- %5.2 si ise tatil yanıtını vermiş. Böylece şairin vurgusunun doğruluğunu da kanıtlanmış oldu.

Aynı araştırmada Ankara için ilk sırayı % 38.3 ile başkent, ikinci sırayı % 12.2 ile Anıtkabir almış. Yine Antalya için ilk beş sırayı, sırasıyla: turizm, deniz, tatil, iklim ve güzel bir şehir yanıtları almış. Bursa için ilk beş sırayı: yeşilliği, Uludağ, şeftali, güzel bir şehir ve tekstil oluşturmuş. Konya için ilk sırayı %89.4 ile Mevlana, ikinci sırayı %3.9 ile din, üçüncü sırayı %2.2 ile tarihi eserler almış. Adana için ilk sırayı %17.8 ile kebap, üçüncü sırayı pamuk alıyor. Muğla için ilk beş sıra ise şöyle: tatil, turizm, deniz, Bodrum ve güzel bir şehir yanıtı. Trabzon için cevaplar sırasıyla: yeşillik, doğası, hamsi, güzel bir şehir ve Lazlar. Görüldüğü gibi şehirler yıllardır yaratılan kimlikleri ile tanınıyorlar. Eğer şehirler esaslı bir bozulmaya uğramamışlarsa bu kimliklerini ya da algılanmalarını koruyorlar. Yanıtlarda kimi zaman deniz, kimi zaman güzellik, ya da tarih, din, dil, meyve, yemek, üretilen bitkiler, coğrafi özellikler olabiliyor. Bu yanıtlar bir kentin kimliğine vurgu olabileceği gibi, bir kentin algılanması ya da imajıdır aynı zamanda.

Buraya kadar olumlu algı ya da imaj örnekleri verdik. Bazı şehirler eski ve bilinen kimlikleriyle tanınırken, bir şehir, bir kent – ki en çok güzelliği barındırdığına inandığımız bir kent - yani İstanbul, yani zamanında şairin ‘bir sengine yekpare acem mülkünü feda ettiği’ şehir, bu araştırmada, eski kimliğiyle değil, yeni algısıyla ön plana çıkıyor. Nedir bu yeni algı, sırasıyla bakalım: 1- % 21.9 büyükşehir oluşu, 2- %11.4 kalabalık oluşu, 3- %10.1 iş imkanları, 4- % 10.1 boğazı, 5- %5.5 tarihi eserler. Görüleceği gibi İstanbul açısından algı, içler acısı bir durum oluşturuyor. Yani artık İstanbul bizim açımızdan ilk sırada büyüklüğü, kalabalık oluşu ve iş imkanlarıyla tanınır olmuş. Vahim, hem de ne vahim! Roma, Bizans ve Osmanlıya yüzyıllarca başkentlik eden bu şehir, artık tarihiyle, güzelliğiyle, mimarisiyle dünyada herkesin bildiği Ayasofya’sıyla, Sultanahmet’iyle, surlarıyla ve Topkapı Sarayı vb. ile değil, çirkin büyüklüğüyle tanınır olmuş. Biliyoruz ve eminiz ki bugün bizim Ayvalık için yaptığımız uyarıları, çok eskilerde onlarca uzman, mimar, kent bilimci İstanbul için de yapmıştı. Bugün de hala uyarılarına devam ediyorlar. Fakat bu çağrılara hem devletin, hem de yerel yönetimlerin kulak tıkaması sonucu, bugün İstanbul birçok ülkenin nüfusunu aşan bir büyüklüğe ve artık insanı çıldırtan bir metropole döndü.

İşte tam da bu nedenlerden dolayı, Ayvalık’taki mülki amirlere, yerel yöneticilere, bu kenti sevenlere sesimizi duyurmak istiyoruz. Aksi taktirde, çok kısa bir süre sonra, artık geri dönüşü olmayan ve -ne yanılgıdır ki, kimilerinin gelişmişlik sandığı- bir beton yığınıyla karşı karşıya kalacağız.

Şimdi biz Ayvalık için ‘bütün mümkünlerin kıyısındayız diyoruz ve biraz da bizi dinleyin istiyoruz.Kentlerin sesi olur, kentlerin kokusu olur, kentlerin yapısı olur, kentlerin silueti olur. Kendine has bitki örtüsü olur, kendine özgü mutfağı olur. Farklı coğrafik özellikleri olur. Sonra tüm bunlar birleşir/toplaşır, duyan için, hisseden için, anlayan için! Kentlerin dokusu, kimliği, imajı olur.

Şehirler vardır: şerbetçi çıngıraklarından, bozacı haykırışlarından, vapur düdüklerinden, martı çığlıklarından ve dalga seslerinden tanıdığımız.

Şehirler vardır, sabahın alacasında gırgır motorlarının senfonisiyle uyandırır bizleri. Şehirler vardır, pır-pır öten pancar motorlarının sürüklediği ve martıların yoldaşlık ettiği balıkçı teknelerinin sesiyle kendine getirir sizleri.

Şehirler vardır, onların adını vermeye gerek yoktur; sesiyle tanırsınız/bilirsiniz onları…

Şehirler vardır: sokakları Arguvan kokan, caddelerinde mor ve beyaz akasyalar açan, menekşe salkımlarıyla sokakları renge ve kokuya boğan. Şehirler vardır limon ve portakal kokulu sokaklarıyla mest eden sizi. Kaldırımlarında, sanki birer süs çiçekleridir mandalina ağaçları. Hemen bilirsiniz o kentlerin adlarını. Kimse söylemese bile isimlerini.

Şehirler vardır: mimarisiyle bilinen, evleriyle anılan, medreseleriyle tanınan, köprü, cami ve kümbetleriyle sizi tarihte gezdiren. Hemen sayıverirsiniz onların adlarını. Bir kümbet ismi, bir medrese ya da bir kilise adı yeter orayı bilmenize.

Şehirler vardır hiç gitmeseniz bile bir fotoğrafı yeter size. Bir siluet, bir taş ev göstersinler, şıp diye bilirsiniz orayı.

Şehirler vardır: zenginliğimiz olan, kentine ayrı bir renk, ayrı bir kültür katan, diliyle/ diniyle kendini tanıtan, farklılığını gözümüzün içine sokan, kimliği olan yerlerdir bunlar. Bazen bir kilise çanının sesiyle, bazen ilahi bir koronun nefesiyle, bazen farklı bir dil ya da lehçenin sözüyle, hemen şurası mı dediğimiz şehirlerdir bunlar.

Bir de sessizliğiyle ses yaratan koylar, köyler, beldeler, adalar, denizler, yaylalar vardır. Ve çoğumuz o sessizliğin de bir sesi olduğunu bilir ve büyük bir haz alırız o dinginlikten. Hemen tanırız onları el kadar bir kartpostaldan.

Kısaca, bir ya da birçok özelliği barındıran yerlerdir buralar. Özel yerlerdir, güzel yerlerdir, gezmeye görmeye değer yerlerdir. Yaşaması için özellikle korunması gereken, ayrıcalıklı yerlerdir buralar. Oysa artık o kadar az kaldı ki bu yerlerden. Neredeyse çoğu kaybolup gidiyor artık elimizden. Beton yığınları arasında var olma savaşı veren ve kentlerin dar alanlarına sıkışıp kalmış küçük birer açık hava müzesine dönüşüyor bu yerler. Kent dokusu bütün olarak korunamadığı için, sadece bir kısmı ile yetindiğimiz yerlerdir buralar.

Günümüzde ayrıcalığı olan kentler çok azaldı ve kalanlar da giderek yok oluyor. Devletin, yerel yönetimlerin ve özel sektörün rant alanları yaratmak uğruna, ya da ilkel bir modernlik anlayışıyla, veya çarpık imar planlarıyla betonlaştırdığı ve tektipleştirdiği kentlerle doluyor ülkemiz artık.

Bozulmaya başlayan ve dur diyen çıkmazsa, sıradan kentlerden biri olmaya aday bir kent olacak Ayvalık da. Önce kokusunu kaybetmeye başlıyor bu kent, sonra sesini, biraz daha böyle giderse tamamen dokusunu da kaybederek sıradan bir kent olacak Ayvalık. Denizinin bitmesine fazla bir zaman kalmadı, her gün azalan balıkları, yok olan deniz ürünleri ve kirlenen suları bunun habercisi zaten. Nerede eskiden iç denizde çıkan mercanlar, nerede şimdi yok olan midyeler!

Yeni bir Kuşadası yeni bir Marmaris olma yolunda hızla ilerliyor Ayvalık. Oysa ne kadar azdır kimlikli kentler ve ne çok önemlidir kimlikli kentler. Çoğu kent kimliksiz yaşarken ve pek çoğunun birbirinden farkı yokken ya da bir-iki kimliğiyle bilinirken, Ayvalık birçok kimliğiyle ön plana çıkan bir kenttir. İşte bu yüzden çok değerlidir, bu yüzden çok önemle üzerinde durulması, kafa yorulması, geleceğinin gerçekten uzman ellerce planlanması gereken bir kenttir Ayvalık.

Dantel gibi kıyıları olan, sesi olan (bin rüzgarıyla), kokusu olan (hele de şimdilerde fabrikalardan gelen zeytin kokusuyla, deniz kokusuyla), mimarisi olan (Rum evleriyle), ayrı mutfağı olan (deniz ürünleri ve çeşitli otlardan yaratılmış ve dillere destan onlarca mezesiyle), özgün bitki dokusu olan ve ona ayrıcalık kazandıran, (zeytin, fıstık çamı ve otlarıyla) farklı endemik yapısı olan (yaban laleleriyle), birbirinden farklı öyküleriyle onlarca adası olan (maden, çiçek, çıplak, incirli, tavşan adası…), kendi aristokrat kültürünü yaratan (zenginleriyle), hele hele tüm dünyaca bilinen yağıyla, yani birden fazla kimliğiyle herkesi kıskandıran bir beldedir Ayvalık. Oysa az kaldı el birliğiyle ruhuna fatiha okumanın.

Deniz kokar Ayvalık,

zeytin kokar.

Balık kokar Ayvalık.

Martılarının sesi vardır bu kentin sokaklarında, bin rüzgarın sesi vardır.

Kaybolsa da siluetlerinden yel değirmenleri, mirastır bize mübadele ile gönderdiklerimizden.

Şimdi sıra bizim sesimizde. Yok olmasın Ayvalık.

Şükrü KAYGISIZ

 Ocak 2009, Sayı 3 

 

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

20/02/2018 Gün Ortalama:189  Bugün 2 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.167.62.170