Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

EKMEK KAVGASI

Tekel işçilerinin emek mücadelesine destek vermek için Ankara’ya gidiyorum. Hava sıcaklığı altı derece Ankara’da kaç derecedir diye düşünüyorum. Tabi ki daha soğuktur. Ama ben ısınmak için Ankara’ya gidiyorum. Çünkü ülkenin bu soğuk havasında, tekel işçileri yurdu ısıtıyor.

Ankara’ya indiğim zaman hava buz gibi. Ayvalık’tan işçiler için toplanan yardımları aldığım gibi doğru çadırlara gidiyorum.

Çadırlara yaklaştığım an ısınmaya başlıyorum. Binlerce tekel işçisi birleşmiş, kocaman dev bir gövde, kocaman kollar ve bacaklar, tek bir vücut olmuşlar. İşçilerden başka birçok emek örgütü, Sakarya esnafı, öğrenciler, Ankara halkı bu dev gibi vücudun yanında güce güç katıyorlar.

Evet, TEKEL işçileri kendi emekleri için oradaydılar. Ama emek mücadelesini verirken belki de hiç hesapta olmayan bir şeyi de başarmışlardı. KAVEL direnişinden bu yana yaşanmamış, bir direniş, bir uyanış. Yani TEKEL işçisi Türkiye için uyanışın da simgesi olmak üzeredir diye düşünüyorum.

Çadırları dolaşırken işçilerin kahvaltı ettiğini, yiyeceklerini herkesle paylaştığını gördüm. Bana da buram buram emek kokan çaylarından ikram ettiler. Ayvalık’tan getirdiğim zeytinlerle birlikte onlarla kahvaltı ettim. En güzeli de İzmirli işçilerle Diyarbakırlı işçiler birlikte kahvaltı ediyorlardı. Açılım mı? Alın size gerçek açılım. TEKEL işçileri açılımı da gerçeklemişlerdi. Diyarbakırlılar Ege Zeybeği, Egeliler Diyarbakır halayı, Trabzon horonu oynuyorlardı.

İşçilerden biri, televizyonun birine demeç veriyordu. “Bizi buradan kimse çıkaramaz. Çıkarmak isteyenler 10 000 tane ceset torbası göndersin.” diyordu.

TÜRK-İŞ binasının içinde işçiler siyah ölüm orucu bantlarını bağlamış, insan gibi yaşayamayacaksak insan gibi ölürüz diyorlardı. Tüm çadırlardan ölüm oruçlarına katılım çok fazlaydı. Örneğin Bitlis çadırından 111 kişi. Çocuğunu kaybeden işçinin yanına başsağlığı için gittiğimde onu dimdik ayakta ve başında siyah bandıyla gördüm. Benden daha güçlü olduğu kesindi. “Uğrunda yaşamak varsa, ölüm yaşam için göze alınacak.” Diyordu.

TEKEL işçileri öğretiyor ve öğreniyorlardı. Ellerinde kitapları, gazeteleri, dergileri okuyorlardı. İşçi kadınlardan biri “Bu eylemin çok büyük faydalarını gördüm. En önemlisi de okuma alışkanlığı kazandım.”diyor. Öğrenciler, işçi gençler su taşıyor, çay taşıyor, ortada hiçbir kargaşa yok. Onu yap, bunu yap diyen yok ama insanlar arı gibi çalışıyor ve işler yürüyordu. İşte işçiler hem üretiyor hem de yönetiyorlardı.

İki gün kaldığım çadırlarda, bu ülkede bir şeylerin değiştiğini hissettim. Heyecanlandım. Hiç kimsenin cesaret edemediğini TEKEL işçileri başarmış, hükmedenlere dokunmuş, hatta geri adım attırmıştı. Çünkü bu kavga ekmek kavgasıydı. Ekmek kavgası gerçek bir kavgadır. Bu kavga her türlü sömürüye, haksızlığa, eşitsizliğe karşı bir özgürlük kavgasıdır. İnsan gibi yaşayabilmenin ve insan gibi ölebilmenin kavgası. TEKEL işçisi Ankara’yı direnişin başkenti yapmaya karalı. Belki de kurtuluş Ankara’dan başlayacak diye düşünerek ayrılıyorum çadırlardan. 

Havva Taylan 

Şubat 2010, sayı: 16 

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

24/06/2018 Gün Ortalama:183  Bugün 61 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.166.233.99