Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

Numan Kaptan Diyor ki

14 Mayıs 2010 tarihinde Cunda Adası Kültür Sarayında (Ayvalık Adaları Tabiat Parkı Koruma Platformu) çalışmalarıyla ilgili Ayvalık’ı ve Ayvalıklıyı çok ilgilendiren bir konferans düzenlendi. Bu konferansa Tıbbi Bilimler Uzmanı Prof. Dr. Kerim Alpınar ve Doç. Dr. Abdullah Soykan beyefendiler katıldılar. Konferans, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı Koruma Platformun üyelerinin organizasyonuyla gerçekleşti. Bu gerçekten önemliydi.

 Açış konuşmasını yapan Halil Coşkun Bey sözü Prof Dr Kerim Alpınar’a verdi. Bahsi geçen bu adalarda 4 yıl araştırma yaptığını söyleyen Prof. Dr. Alpınar adalarda 752 farklı bitki türü olduğunu, 67 tanesinin tıbbi 58 tanesinin gıda olarak değer taşıdığını, Ayvalık’ın bu değerleri ile bitosfer rezervi haline getirilmesi gereken bir bölge olduğunu bu bitki çeşitliliğinin Türkiye’deki mevcut bitki çeşitlerinin 4 misli olduğunu söyledi. Bu bitkilerin bir tanesinin mavi renkli bir diken türü olduğunu slayt gösterisi ile lanse etti; bu dikenin isminin hiç bilinmediğini ve buna da bizlerin bir isim koymamız gerektiğini önerdi. Daha sonra adalarda katiyen hiçbir otun gıda veya ilaç için dahil toplanmaması, hayvan otlatılmaması, tarım yapılmaması ekilip biçilmemesi ve balıkçılarla denizcilerin adalardan 200 metre açıkta demirlemesi, kıyılara yaklaşmaması gerektiği, aksi halde bu adalara zarar verileceği tezini savundu.

Ben şahsen Prof. Alpınar’a katılmıyorum. Prof. Alpınar yapmış olduğu konuşmada dört senelik çalışmalarından söz etti. Bir de Ayvalıklıların adalardan martı yumurtalıklarını topladıklarını da 4 yıl içinde müşahade etmiş. Ben şahsen kaptan Numan İrdel olarak sayın Prof. Dr. Alpınar’ı infial halinde can kulağı ile dinledim. Kıyılara demir atılmamasını savunan sayın Alpınar, mavi bayrak verilen bütün kıyıların korunması gerektiğini mi savunuyor? Evet savunalım, ama Ortunç işletmesi mavi bayraklı olduğu halde önündeki kayalıklara beton güneşlenme platformu yapmıştı, o halde mavi bayrağı olan işletmeler bu hakka haiz mi? Daha sonra bunun fark edilmesi üzerine o beton platformu ve izinsiz iskelesi yıkıldı, ama şimdi orman ve deniz arasında beton ve iki katlı binalar yapıldı. Tahmin ediyorum ki Ayvalık adalarında tek mavi bayraklı bu Ortunç plaj kafe restaurant ve motelden hala bahsediliyorsa, Ayvalık’ta yaşayan halkımızın daha çok mücadele etmesi gerekir.

Ayvalık’a gelip yerleşen veya Ayvalık’ın geleceği için çalışma yapacak olan bilim insanlarımıza sonsuz saygımız var. Lakin 50 senelik Ayvalık’ın denizcisi olarak bilim insanlarımızın halkımıza katkı sunarak verimli olmalarının bir yolu nun da çiftçiye, zeytinciye, esnafa bilmek istediklerini sormak. Bu hiç ayıp değil ve çok şey öğrenecekleri aşikar. Bu şekilde halkın sözcüsü olmak daha büyük saygınlık getirir kanaatindeyim.

Gelelim konferansın ikinci konuşmacısı Doç. Dr Sayın Abdullah Soykan Bey’in konuşmasına. Abdullah Soykan slayt gösterisi eşliğinde özetle şunları söyledi: “Bakın arkadaşlar, 1940 yılında dört tane profesör bu adalarda çalışmalar yapıp bir rapor hazırlamışlar ve hepsinin altında isim ve imzaları var. Fakat rapor tanzimini yaparken ‘Marmara Denizindeki Ayvalık adaları’ diye başlık atmışlar. Bu dört tane profesör baştan coğrafya bilgisinden sınıfta kalmış gibiler. Arkadaşlar, önce burada yaşayan halkın bilgisini görüşünü rehberliğini almak lazım” dedi ve yapmış olduğu konuşma ile herkesin takdirini kazandı, büyük alkış aldı. Anlattığı her şeyi halk diliyle anlattı; ayakta iken herkesin tek tek gözünün içine bakarak sanki herkesle telepati kuruyordu. 50 senede tanıdığım ve yaşadığım bu adaların nasıl korunması, nasıl kullanılması gerektiği hakkında söyledikleri tam benim fikirlerimle örtüşüyordu. Hani demiştim, ilk konuşmalar başlarken infial halindeydim ya, biraz olsun teskin oldum, rahatladım. Demek ki gurur duymamız gereken, doğru söz eden, her türlü saygıyı hakeden insanlarımız da var diye salondaki herkes de benim gibi gururlandı ve müthiş bir alkış tufanı oldu.

Platform temsilcisi Halil Coşkun Bey söz almak görüş belirtmek isteyenlere mikrofonu uzattı ve öğretmen Havva Taylan görüşlerini açıkladı. Daha sonra ben söz istedim. Herkesi selamlayıp katılıma ilgi duyanlara teşekkür ettikten sonra, bir de katılımda eksik gördüğümü, burada daha çok Ayvalıklı ve Cundalının olması gereğinin yanında siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının az sayıda katılımlarına serzenişte bulundum. Bu adalar hakkında 24 adayı tek tek bilen bilmeyen hemşerilerimi aydınlatmak amacıyla Papalina dergisinde dilimin döndüğünce, kalemim yazdığınca emek verdiysem ve bu işe etiket için değil, hiçbir çıkar içinde değil sadece Ayvalık’ta yaşayanlar için bir hizmetim olduysa ne mutlu bana. Konuşmama küçük bir anektot ile başladım. 4 profesör yazdıkları raporda ‘Marmara denizindeki Ayvalık adaları’ demeleri bir bakıma Türkiye’de normal bir hadise. 90’lı yıllarda zeytin müstahsilleri iyi hasat yapamadıklarından Ankara’dan destek talebinde bulunmuşlar; zamanın Tarım ve Köy İşleri Bakanının cevabı ‘kardeşim siz de her sene zeytin ekmeyin’ olmuş. İkinci bir anektot da şöyle: Ayvalık önemli bir turizm limanı. Her gün Midilli-Ayvalık arası yolcu taşımacılığı yanında yabancı ve yerli yatların uğrak limanı olduğu halde günümüz liman başkanından önceki liman başkanı köy öğretmenliği yapıyorken alınıp ‘kardeşim sen Ayvalık liman başkanısın’ deyip atamışlar. Daha sonra tayini çıkmış gitmiş, kısa bir süre sonra tekrar Ayvalık’a geldi, tabii şaşırdık. Ama ne dersin ki... Ha ancak şunu söyleyelim ki ikinci gelişinin yerine İstanbul’da işportacılık pazarcılık yapan yüksek denizcilik mezununu ‘burada işportacılık yapma’ deyip koşturan belediye zabıtalarının tutup onu buraya liman başkanı olarak göndermelerini beklerdik. Bizim düşündüğümüz gibi olmuyor demek ki... Sonra sözümü bağlamak için, Prof. Dr. Kerim Alpınar Bey, ‘dünyada hiçbir yerde görülmemiş ve ismi olmayan mavi renkli dikene biz bir isim bulalım’ demişti ya, ‘efendim Ayvalık’ta kara diken meşhurdur, bu diken de ismi ile maruf mavi diken olsun’ dedim ve herkese reverans edip teşekkür ettim.

Benden sonra bir iki vatandaş bazı konuları işlediler ve Halil Coşkun Bey’in final konuşması neticesinde konuşmacılar bütün katılımcıların tebriklerini ve teşekkürlerini aldılar. Ben de Doç. Dr. Abdullah Soykan beyefendiye ‘erken gidecektim ama sizi tebrik etmeden gitmek istemediğim için buradayım’ dedim. Hatta şunu da unutmadan söyleyeyim, Doç Dr Abdullah Soykan Beyefendi hiçbir kitabından bahsetmedi. Ama ben kendisine bir kitap yazmasını öneriyorum, çünkü o doğru dürüst yazar, o kapasiteye haiz, son param olsa onun kitabını alırım okurum. Naçizane herkese tavsiyem okusunlar, eğer okumak zor geliyorsa kahvelerde oturacaklarına bu gibi toplantılara katılıp faydalı olabilsinler ve sivil toplum kuruluşlarına, derneklere gitsinler. Hayattan çok zevk alacaklarını göreceklerdir.

Herkese sağlıklı günler dileğimle saygılar.  

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

19/01/2018 Gün Ortalama:142  Bugün 63 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.234.65.78