Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

NUMAN KAPTAN DİYOR Kİ

Gazetemiz Papalina, ayda bir olmak üzere okurlarımızın adeta tiryakilik derecesine geldiği müşahade edilmekte ve bize de haklı olarak gurur kaynağı olmaktadır. Yolda yürürken tanıdığımız veya Ayvalık sevdasıyle buraya gelip yerleşen vatandaşlardan aldığımız olumlu tepkiler, Ayvalığın sosyal, kültürel, coğrafi yapısına saygı duyan ve bu güzel değerlerin yaşaması için her kimin katkısı varsa buna destek vermeyi gönülden arzu edenlerle ayaküstü de olsa yaptığımız diyaloglar bir kıvanç kaynağı oluyor. Çünkü “Ayvalık’ta Yaşamak Bir Ayrıcalıktır.” diyorsak ,”aslan yattığı yerden belli olur” misali Ayvalık’a sahip çıkma gayretini sarfeden herkese saygı ve hürmetlerimi sunarım.

14. sayımızı yayınladığımız bu yazı dizilerimde Ayvalığımızın 24 tane irili ufaklı adalarımızın kısa, öz niteliklerini bahsetmek yetmedi. Bu sefer Edremit Körfezindeki 3 adamızdan da bahsedeyim.

Küçük Kara Ada ilk durağımız olsun. Bu adamız diyebilirim ki en yeşil adalardan biridir. Yaz mevsimi haricinde yani Haziran-Temmuz-Ağustos aylarından sonra doğadaki çiğ düşme olayını hepimiz biliriz İşte bu dönemde cennet köşesi Ayvalık’ta. Eylülden itibaren rüzgârlar durur, denizci tabiriyle limanlıklar olur, karıncalar su içer misali ve geceleri çiğ düşer. En önce bu adamız yeşillenir ve Mayıs sonuna kadar bu yeşilliğini muhafaza eder. Bazı doğa aşıkları Cunda’dan şehre otomobille giderken köprüyü geçince hemen sol tarafta Real Balıkçılık Tesislerini geçer geçmez sola girip oradaki boşluk alana park edip bu adanın yeşilliğini ve körfezi seyrediyorlardı. Fakat bu alanı son zamanlarda moloz dökme alanı olarak kullanıyorlar. Belki bilemediğimiz bir nedeni, gerekçesi vardır ve biz çöplükten çıkalım gene adamıza gelip doğanın içinde olalım. Adamızın kuzeybatısında öylesine suyu bol bir kuyusu var ki elinize bir maşraba alıp kuyunun ağzına eğilip yaz-kış suyunuzu doldurabilirsiniz. Adanın güneydoğusunda bir mağara var ki yazın 40 derecelik sıcaklarda oraya gitmişseniz gölgedeki serinlikte hırka giyme ihtiyacı duyarsınız. Adamızın adı kara ama kendisi yeşil, sulak ve serindir.

Çeyrek mil kuzeye doğru gidersek Büyük Kara Adaya varırız. Şimdiki ismi Balık Adası. Bu isim nereden çıktı derseniz; kadastrocular ölçüme gittiklerinde birisi karagöz balığı tutmuş ve burayı balık adası yazın demiş! (kırk yıllık Kâni olmuş Yanni ) bunu da belirtirken göçmen kuşlar için bu adamızın misafirhane olduğunu da ifade eldim. Güney tarafında bir dönüm gölü olduğu için evvelki yıllarda ördeklerin de üreme alanı idi. Şimdilerde sayıları yok denecek kadar azaldı maalesef. Adamızın takriben beşte biri Delice (yabani zeytin) ile kaplıdır. Aşılansa zeytin mahsülü alınabilir. Ayrıca burada ada tavşanı vardır ve isteyen dostlarıma biraz Pazar artığı sebze ile insana aşina bu tavşanlarını bol miktarda kanıtlarım. Bura ile ilgili bir not aktarayım; 90’ lı yıllarda nası ve kim tarafından yapıldığı belli olmayan yüzlerce tavşanın zehirlendiği söylentisi üzerine adaya gittiğimde ölen tavşanları gördüm, esef ettim ve söylecek bir şey bulamadım. Birileri acaba “ bu hayvanların burada yaşama şansı yok” düşüncesiyle böyle bir yola girmiş olabilr mi? yorumu yapan yapsın artık!

Büyük Kara Adanın doğusunda Yumurta Adası var. Rivayete göre Korsan Adası da denir. Adanı güney kısmında devrilecek gibi duran 2,5 m. kalınlığında bir duvar bulunması bu söylentilerin işareti olabilir. Adanın bitki örtüsü yabani Sakız Ağaçlığıdır. Bu yeşil adamızda Arap Saçı, Hindiba, İzvinya gibi salata mezesi yaptığımız otlar bolca bulunmaktadır.

Hiç te farkında olmadığımız bunca zenginliği üzerinde taşıyan adalarımızı anlattığım bu yazı dizisini 14 sayıdır sürdürüyorum. Yunanistan’dan bir papaz kalkıp taa Kardak ‘a gelip sahip çıkmak istiyor. Alt tarafı kayalık parçası, üstelik de kendine çok uzak. Bizler burnumuzun dibindeki bu güzelliklere bu nimete sahip çıkmıyoruz.

Ben özellikle Türkçe yazıyorum, vizesiz gelen papazlar okuyup mezelik otları reçinalarına veya uzolarına meze yapmak için toplar diye.

Söz Yunandan papazdan açılmışken Avrupa’nın çifte standardına değinmeden geçemeyeceğim; buarada bazı yıllar bazı günlerde papazlar gelip vaftiz, ayin yapıyorlar. Atina’da Müslümanlar cami olmadığından stada açık havada bayram namazı kılmak zorunda kalıyor. Manastraki semtinde bir cami var, restorasyonu bitti ama kültür müzesi olarak kullanıyorlar. Türkiye’ de demokrasi yok diye set çekenler İsviçre’deki minarelerle uğraşıyorlar.

Amacımız siyaset değil de yeri gelince de söylemeden olmuyor.

Saygılarımla sunarım. 

ARALIK 2009, Sayı : 14 

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

17/01/2018 Gün Ortalama:142  Bugün 21 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.242.115.30