Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

GDO KONUSUNDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Balıkesir Şubesi 6 Aralık 2009 günü Ayvalık Belediyesi İsmet İnönü Kültür Merkezinde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) konferansı düzenledi. Ayvalık Kültür Sanat Derneği, Ayvalık Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, ADD Ayvalık Şubesi, Ayvalık Çevre Koruma ve Güzelleştirme Derneği ile Papalina gazetesinin desteklediği konferansta TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet ATALIK GDO’ları tüm yönleriyle anlattı.

 Avrupa Birliği’nin ilgili mevzuatında GDO “İnsan hariç olmak üzere, genetik materyali doğal yolla gerçekleşemeyecek şekilde değiştirilmiş organizma” olarak tanımlanıyor. Günümüzde tohumların genleriyle %90 oranında yabancı ot ilaçlarına ve haşerelere dayanıklılığı artırmak amacıyla oynanıyor. Bu amaçla da toprakta yaşayan bir bakterinin geni laboratuarlarda ileri teknoloji yardımıyla tohuma aktarılıyor. Doğa böyle bir aktarımı kendisi asla yapmıyor.

GDO’LAR AÇLIĞA ÇARE OLMADI! GDO’ların ekimi ve ticaretinin yaygınlaştığı 1996 yılında dünyada 820 milyon insan açtı. Bunu fırsat bilen biyoteknoloji şirketleri GDO’ların veriminin daha yüksek olduğunu ve açlığın ancak GDO’lu tohumlarla çözülebileceği söylemini yaydılar. Bugün GDO’lu tohumla üretim yapılan sahalar 125 milyon hektara yükselirken açların sayısı da 1 milyar 20 milyona çıktı. Açlık gerçekten tarımsal üretim yetersizliğinden mi kaynaklanıyor? Bugün dünyada Türkiye gibi 10 ülkeyi besleyecek buğday, 165 ülkeyi besleyecek pirinç stoku mevcut olmasına karşın günde 16 bin çocuk açlıktan ve bunla bağlantılı hastalıklardan hayatını kaybediyor! Tarımsal üretimin %75 gibi büyük bölümünü küçük çiftçiler sağlamalarına karşın açların yine büyük bir bölümünü onlar oluşturuyor. ZMO İstanbul Şube Başkanı ATALIK, küresel nüfusun temel besinini oluşturan tahıl ticaretinin %80’ini sadece 3 çokuluslu şirketin yönetmesinin her şeyi açıkladığını söylüyor. Dünyadaki açlığın nedeni tarımsal üretim yetersizliği değil, üretilenin adil dağıtılmamasından kaynaklandığını, açlığa ya da tokluğa birkaç şirketin karar verdiğini belirtiyor. Temelde açlığın nedeninin yanlış yerde aranması, GDO çözümünün de gerçekçi olmadığını gösteriyor.

GDO’LAR VERİMİ YÜKSETMEDİ! GDO ekimi ve ticaretinin yayılmasıyla birlikte ABD üniversiteleri 1998-2001 yılları arasında yaptıkları tarla denemeleri sonucunda soyanın veriminin %5, mısır veriminin ise %12 daha düşük olduğunu saptadılar. Bu haliyle GDO’ların açlığa çare olması da normal olarak beklenemez. Ülkemizde GDO’lu tohumla tarım yapmak yasak olmakla birlikte pamuk verimimiz, bu üretimi %95 oranında GDO’lu tohumla yapan Arjantin’den %65, %86 oranında GDO’lu tohum kullanan ABD’den %30 daha fazla. Soyada ise üretimini %92, %93, %98 ve %100 oranlarında GDO’lu tohumla yapan ABD, Paraguay, Arjantin ve Uruguay’dan verimimiz sırasıyla %25, %45, %30 ve %55 daha fazladır. Mısırda ise GDO’lu tohumla üretim yapan ABD ve Kanada’nın verimleri sırasıyla bizden %25 ve %15 daha fazla olup %84 oranında GDO’lu tohumla üretim yapan Arjantin’in verimi bizden %10 daha azdır. ATALIK, bu veriler ışığında “ABD ve Kanada’daki verim yüksekliğini irdelerken mısırın anavatanının bu coğrafya olduğunun unutulmaması gerektiğini” belirtiyor.

BİYOTEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ BAĞIMSIZ ÇALIŞMALARI ENGELLİYOR! ABD üniversitelerinden birbiri ardına gelen olumsuz raporların biyoteknoloji şirketlerini telaşlandırdığını söyleyen ZMO İstanbul Şube Başkanı ATALIK, “Önceleri ürettiği ürününden tohum almayı yasaklayan bu şirketlerin daha sonra lisans anlaşmalarını değiştirerek tohumlarının bağımsız çalışmalarda kullanılmasını yasakladıklarını, ancak kendi gözetimlerindeki çalışmalara izin verdiklerini, yine de sonuçları beğenmemeleri halinde hiçbir çalışmada bu verilerin yayınlanamayacağı” kısıtlamasını getirdiklerini söyledi. “Dolayısıyla bugün yayınlanmış pek çok yayının tarafsızlığı tartışmaya açıktır” dedi.

GDO TARIM İLACI KULLANIMINI AZALTMADI! ABD Ulusal Tarım İstatistik Servisi verilerine göre 1996 yılından bu yana GDO’lu tohumla tarımı yaygınlaşan pamukta ilaç kullanımı 3 kat, soyada 2 kat, mısırda ise %39 arttığını belirten ATALIK, bu gerçekleri de gizlemek amacıyla biyoteknoloji şirketlerinin tarım ilacı kullanımının internet üzerinden yayınını da durdurmak üzere yoğun bir lobi faaliyeti içinde olduklarını kaydetti.

GDO’LU TOHUMU VE TARIM İLACINI ÜRETEN ŞİRKETLER AYNI! Hibrit tohumlardan farklı olarak GDO teknolojisinin sadece birkaç şirketin elinde olduğunu söyleyen ATALIK, bu şirketlerden sadece birinin piyasanın %90’ına sahip olduğunu, bu şirketlerin GDO’lu tohumlarıyla kendi tarım ilaçlarını kullanmalarını zorladıklarını, bu tohumları üreten şirketlerin aynı zamanda küresel ölçekte en büyük tarım ilacı üreticileri olduğunu belirtti. Doğal olarak bu tohumlarla tarım ilacı kullanımının düşmesini beklemek büyük bir mantıksızlık olur. Ayrıca, işin diğer önemli bir boyutu olarak da çiftçi tarımsal girdi anlamında sadece birkaç şirkete bağımlı oluyor. Bu şirketler tohum verirse tarımsal üretim yapılabilir, vermezse tüm insanlık aç kalabilir.

GDO’LARIN BİYOÇEŞİTLİLİK ÜZERİNE OLUMSUZLUK ETKİSİ VAR! Ülkemiz biyoçeşitlilik açısından son derece önemli bir ülke. Yaklaşık 12 bin bitki türünden 4 bini endemik, yani sadece Anadolu’da bulunuyor. Yine, dünyadaki 8 gen merkezinden 3’ü ülkemizde bulunuyor. Ülkemiz özellikle birçok tahılın ve baklagilin anavatanı konumunda. GDO’lu ürün yelpazesi genişlemesi halinde bu ürünlerin ülkemizde yetiştirilmesi halinde biyoçeşitliliğimizin tahrip olması kaçınılmaz gözüküyor. Zira, tozlaşma yoluyla GDO’lu bitkiler kendi türlerinin de genetik yapısını değiştiriyor. Bu da yerel çeşitlerimizin tahrip olması anlamına geliyor.

GDO’LARI TÜKETİCİ ANLAYAMAZ! Küresel ölçekte genleriyle oynanan ürünler soya, mısır, pamuk ve kanola. Kanola ekim ve tüketim anlamında bizleri pek fazla ilgilendirmiyor. Pamuk da tekstilde kullanılıyor diyebiliriz, ama margarin sanayinde kullanıldığını da unutmayalım. Daha ziyade gıda olarak mısır ve soyayı tüketiyoruz. “Peki, mısır ve soya yemezsek GDO’lardan korunabilir miyiz?” sorusuna ATALIK “Kesinlikle Hayır!” cevabını veriyor. Çünkü, mısır ve soya binlerce gıda içinde katkı olarak kullanılıyor. Bebek mamaları, çikolata, içinde şeker bulunan hazır gıdalar, meşrubatlar, hazır çorbalar, daha doğrusu içinde ithal mısır ve soya bulunan pek çok ürün büyük ihtimalle GDO’lu diyor ATALIK. Üstelik GDO’yu bakarak, elleyerek, koklayarak, tadarak anlamak mümkün değil. Onun için bu ürünlerden sınırlarımızdan içeri girdikten sonra korunabilmek mümkün olamayacağına göre ülkemize sokulmamalarının en doğru davranış olacağını belirtiyor.

 ATALIK, “Verim artışı açısından bir fayda sağlamayan, tarım ilacı kullanımını artıran, tohum ve ilaçta tüm çiftçileri birkaç şirkete bağımlı hale getiren, biyoçeşitliliği tahrip eden, monokültür tarımı teşvik eden, küçük çiftçiliği bitiren GDO’ların halkımız yararına değil, bunları üretip pazarlayan birkaç biyoteknoloji firmasının yararına” olduğunu söylüyor ve ekliyor “Türkiye’nin GDO’lu tohumlara değil, iyi bir tarım politikasına ihtiyacı vardır, GDO’lar coğrafyamızdan atılana kadar Ziraat Mühendisleri Odası olarak mücademiz devam edecektir.” 

ARALIK 2009, Sayı : 14 

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

17/01/2018 Gün Ortalama:142  Bugün 70 Ziyaret var  Sitede 2 kişi var  IP:54.91.48.104