Ayvalık'ta Hava

Canlı Kameralar

Su Yaşamdır Ticarileştirilemez

Dikili Su Panelinin Düşündürdükleri

 

Kaç yıldızdan çektim suyumu, kaç haramiye içirdim bilmem
Kaç çocuk öldü susuzluktan, bereketli kuyuların başında

Ezginin Günlüğü - İyi Uykular Türkiye

Dikili Belediyesi suyun 10 tona kadar kullanımını Dikili halkına ücretsiz hale getirerek, 11 tondan fazla su kullanan kişilerden ücret alınmasını sağlayan bir tarife çıkardı. Yoksuldan ve halktan yana olan bu politikayı hayata geçiren ve bu nedenle de şu anda yargılanan Dikili Belediyesi 2 Eylül Çarşamba günü EGEÇEP ve Su Politiğin katkılarıyla “Su Yaşamdır, Ticarileştirilemez” başlıklı bir panel düzenledi. Ayvalık için de öğretici olduğunu düşündüğümüz bu paneli Papalina Gazetesi olarak izledik ve siz okurlarımızla paylaşmak istedik.

Panelin açılış konuşması yapan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven ‘Öncelikle su bir yaşam hakkıdır. Su özelleştirilemez, ticari meta haline getirilemez. Ancak su dünyanın büyük tekellerinin eline geçmeye başladı bile. Çok uzak değil birkaç yıl sonra fakir insanlar içme suyunu bile alamayacaklar’ diye sözlerine başladı. Her yıl 1,1 Milyardan fazla insanın temiz su kullanamadan yaşadığını, her gün 3900 çocuğun su kirliliği nedeniyle hastalıklardan öldüğünü, artan nüfus ve iklim değişiklikleri yüzünden her geçen gün temiz su talebinin arttığını belirten Özgüven, ‘Bugünkü şartlar değişmezse eğer 2025 yılında dünya nüfusunun 3’te 2’si temiz sudan yararlanamaz hale gelecek. Bugün Moritanya’nın Nouakchett kentinde belediyenin varlıklı vatandaşlarına çeşmelerden yüksek fiyatla verdiği su, yoksul vatandaşlara da yüksek fiyatlarla ulaşıyor. Amazonlarda ve Hindistan’da da büyük şirketler suları parayla bol miktarda alıp cola, meşrubat yaparak satıyorlar. Dünyanın bütün ülkelerinden temiz suyun bir insan hakkı olarak kabul edilmesini Anayasalarına geçirmelerini istiyoruz’ şeklinde konuştu. Yasalar karşısında 10 tona kadar kullanılan suya 1 kuruş ücret verilmesi çözümünü bulan Özgüven küresel ısınmanın engellenmesine yaptıkları katkıyı da belirtti: ‘Suyun 10 tonunu ücretsiz vererek sağlamış olduğumuz ciddi bir tasarruf var. Eğer bizim gibi uygulama yapan yüzlerce Dikili olduğu anda bu tasarrufu düşündüğümüzde dünyamız belki de küresel ısınmadan etkilenmeyecek.’

Bilim İnsanlarından Özgüvene Destek

Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Beyza Üstün ise ‘Dikili uzun süren ve devam eden mücadelemizin sadece Türkiye boyutunda değil, dünyadaki ender örneklerinden biri. Sayın başkanın dediği gibi su ticarileştirilemez. Dikili bunu yaşama geçiriyor. Dikili bütün yabancıların da örnek aldığı inanılmaz bir mücadeleyi yaşama geçiriyor’ dedi. Benzer şekilde Dr. Gaye Yılmaz da ‘Dikili’deki su mücadelesi artık uluslar arası literatüre geçti. Dünyada gerçek anlamda suyu kamusal anlamında veren tek belediye Dikili Belediyesi çok yakından izleniyor’ diyerek başladı konuşmasına. Yılmaz, ‘Su bir insan hakkıdır. Suyun ticarileştirilmesine karşıyız. Su lobisi, suyun değeri piyasada belirlenir diyor... Cumhuriyet tarihi boyunca 200 baraj yapılmışken şimdi 2000 baraj yapma isteği var. Karlı olduğu görüldükçe yeni sermaye grupları giriyor su işine. Suyun özelleşmesiyle birlikte halkın çatılardan su toplaması yasaklandı. Hindistan’da nehirlerin başında askerler bekliyor halkın evlere su taşımaması için. Ekosistemin bütünlüğünün bozulmaması için mücadele verilmeli. Akarsuyun özgürce akmasının doğal yaşam ve tarımsal etkinlikler için yaşamsal önemini kavramayan ve canlıların suya ulaşımını temel almayan barajların yapılması, sulama gereksinimi için çözüm olmadığı gibi su yetersizliğine sebep olup su kalitesinin bozulmasını çok daha arttıracaktır diye sözlerini sürdürdü. Son olarak şirket ya da devletlerin su politika ve uygulamalarının tüm dünyaya duyurulması ve aynı tip uygulamaya maruz kalan ülke, bölge ve yörelerin mücadele deneyimlerinin aktarılmasının çok önemli olduğunu vurguladı.

Marmara Universitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fuat Ercan “Su artık birileri için su olmaktan çıktı. Kendilerine su ailesi denen bir yapılanma dünyanın suyuna göz dikmiş durumda. Sigaraya para ödüyorsan o zaman suya da para ver deniyor. Bu gün sermaye için en karlı yatırım alanı: eğitim, sağlık, enerji ve su. Sermaye grupları kamu ile birlikte organize ediliyor’ dedi. Fuat Ercan’ın mücadele önerisi ise ‘farklı problemler yaşayan grupları bir araya getirmek” şeklinde oldu.

Jeoloji Mühendisi Tahir Öngür su ve insan ilişkisine tarihsel bir açıdan yaklaşmaya çalıştı: İnsan susuz yapamaz. Uygarlıklar su ile gelişiyor. Köy yollarımızda taşla örülmüş, sıvanmış, içinde küp, üzerinde tahta kapak ve maşrapa bulunan temiz su içilecek yerlerimiz var. Osmanlıda da Sebiller yapılıyordu. Bu gün suya ücretsiz ulaşmak mümkün değil. Sebiller artık satılan bir makine. Suyla ilgili kültür değişti. TMMOB Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şube Baskani Besim Sertok ise suyun doğaya ait olduğunu, insanın sadece bu doğanın bir unsuru olduğunu ileri sürerek önemli olanın temiz ve kullanılabilir su hakkına sahip çıkmak olduğunu belirtti.

Marmara Universitesi’den Yrd. Doç. Dr. Berna Güler Müftüoğlu suyun metalaşmasının kimin için faydalı olduğu sorusunu sorarak önemli istatistikler verdi. ‘Dünyada 950 milyon kişi aç ve yoksul yaşıyor. Ülkemizde çalışabilir nüfusun ancak %16 sı işçi. %50 güvencesiz çalışma var. Nüfusun %75 i kentlerde yaşıyor ve işsizlik oranı yüksek. Tarımda ise geçimlik ekonomi hakim. %27 yoksul nüfus var. Asgari ücretliler gelirlerinin %3- 5’ini suya ödemek zorunda. Dünya Sağlık Örgütü bir kişi için günde en az 20 litre su kullanımı öngörüyor. Asgari ücret 546 tl, açlık sınırı 741 TL iken su fiyatları %8,5 arttı.’ Ayni üniversiteden Ece Kocabıçak da dünya su savaşlarındaki şirketlerin karşısında su faturalarını ödeyemeyen halka ve suyun ticarileşmesinin toplumsal cinsiyet boyutuna dikkat çekti: ‘Anadolu’nun birçok yerinde ise kadınların isyanı var. Temiz su kullanımı kadınlar ve çocuklar için elzem. Evlere suyu kadınlar ve kız çocukları taşıyor, böbrek hastalıkları ve sırt ağrılarına maruz kalıyorlar. Ev işlerinin yapılması, ev içinin yeniden dönmesi için de ilk sokağa dökülen kadınlar oluyor” diyen Kocabıçak, kadınların eylemlerinden örnekler sundu.

Suyun ticarileşmesinin hukuksal boyutunu irdeleyen avukat Arif Ali Cangı, Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni hatırlatarak, Dikili Belediyesi’nin yaptığı uygulamanın bir suç olmadığını, kamusal bir yükümlülük olduğunun altını çizdi ve 6 Ekimde görülecek davanın su mücadelesi açısından önemini vurguladı. BM Sözleşmesinin herkes için yaşam hakkı ve sağlıklı olma hakkı tanınmasını öngören düzenlemelerini yorumlayan 15 nolu Genel Yorum’a göre, ‘suyun, hayat ve sağlığın esası olan kısıtlı bir doğal kaynak ve bir kamu malı’ olduğu kabul edilerek ‘bir insan hakkı olarak su hakkının insanlık onuruna uygun bir hayat sürdürülebilmesi için zorunlu’ olduğu belirtilmiş ve ‘su hakkının, diğer insan haklarının gerçekleştirilmesinin bir önkoşulu olduğu’ vurgusu yapılmıştır. Taraf devletlere de ‘ücretsiz veya düşük maliyetli su temini gibi uygun ücret politikaları uygulaması görece daha yoksul hane halkları üzerine su giderlerinin oransız bir yük olarak binmemesi için gereken önlemleri alması’ yükümlülükleri anımsatılmaktadır.

Dikili Belediyesinin tüm belediyelere örnek teşkil etmesi, herkesin içilebilir temiz su hakkını özgürce kullanabilmesi dileğiyle...

Nebahat DİNLER

Eylül 2009, Sayı:11 

papalina 13. sayı

papalina 14. sayı

papalina 15. sayı

Papalina Gazetesi 17. Sayı

papalina 18. sayı

Papalina 19. sayı

papalina 20. sayı

papalina 21. sayı

 papalina 22. sayı

papalina 23. sayı

  papalina 24. sayı

papalina 25. sayi

 

papalina 25. sayi

 Papalina 26. sayı

 



 

 

 

17/01/2018 Gün Ortalama:142  Bugün 70 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.91.48.104